Konya basınında dolaşan ve kamuoyunu meşgul eden iki ayrı iddia, yerel yönetim-medya ilişkilerinin geldiği noktayı gözler önüne sermesi açısından son derece düşündürücüdür. Bu iddialar silsilesi, akla kadim bir hikayeyi, “Sarı Öküz” meselini getirmektedir.
İlk Davet ve Sessiz Kabul
Birinci iddia, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay göreve geldiğinde, Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı'na atanan Ahmet Bilgiç’in yerel gazete ve televizyonların genel yayın yönetmenleriyle yaptığı kahvaltılı toplantıyla ilgilidir. İddia odur ki; Bilgiç Bey, kahvaltıyı dahi beklemeden, adeta bir ültimatomla "Bundan sonra ne kadar haberimiz çıkarsa, satırına ve sütununa kadar ölçüm, ona göre reklam desteği vereceğiz. Yani kısacası ne kadar ekmek o kadar köfte," diyerek ayrılmıştır.
Ve bu iddia doğruysa, toplantıdaki hiçbir gazete ve televizyon temsilcisinden ses çıkmamıştır.
Bu an, bir devrin başlangıcıdır. Kamu kaynaklarının, tarafsız haber yapma özgürlüğünü gözetmek yerine, doğrudan doğruya "belediye bültenine dönüşme" kriterine bağlanmasının ilk ilanıdır. O gün, 'Sarı Öküz'ün ilk bacağı verilmiş, yerel medya temsilcileri ise bu tavizi sessizlikle kabul etmiştir.
İkinci İddia ve Reklam Tehdidi
İkinci ve daha yakın tarihli iddia ise Merhaba Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Emre Özgül ve İmtiyaz Sahibi Halid Şen'den gelmiştir. İddiaya göre, Konya Gazeteciler Cemiyeti toplantısında konuk edilen Daire Başkanı Ahmet Bilgiç, Tank Kaburgu arazisi gibi kamuoyunu yakından ilgilendiren konulardaki eleştirel ve muhalefetin görüşlerini içeren haberleri gerekçe göstererek Merhaba Gazetesi'ne artık reklam vermeyeceklerini bildirmiş, hatta "Son günlerde eleştirel haberler yapmaya başladınız" diyerek tehditvari bir imada bulunmuştur.
Bu durum, tam olarak o ilk toplantının mantıksal sonucudur. Eğer bir kurum, reklam gücünü bir ödül olarak değil, bir baskı aracı olarak kullanmaya başlarsa, er ya da geç bu baskı, kontrol edemediği her eleştirel sese yönelecektir.
Birinci iddia doğruysa, ikinci iddianın gelişi, tam da o ilk kahvaltıda ses çıkarmayanların ta o zaman kabul ettiği davettir. İlk taviz verildiğinde, gerisinin gelmesi mukadderdir. Çünkü hikaye bize şunu öğretir: "Sürüden ayrılan Sarı Öküz'ü kimseye vermeyecektiniz. Onu verdiğiniz gün sıra size gelecekti." Basın özgürlüğünün 'Sarı Öküz'ü, kamunun kaynaklarının keyfi bir reklam silahına dönüşmesidir.
Daire Başkanı Sayın Ahmet Bilgiç'in, 75 yıllık bir cemiyetin çatısı altında bir gazetenin yayın politikasını eleştirip, reklam kesme tehdidini bu denli rahatça dile getirebiliyor olması, akıllara "Bu gücü nereden alıyor?" sorusunu getirmektedir. Bu, basitçe bir daire başkanının yetkisini aşan bir durumdur. Bu, ya üst yönetimin zımni onayıyla ya da yerel siyaset kültürünün basını bir "hizmet birimi" olarak görme çarpık anlayışından beslenmektedir. Kamu kaynaklarının kullanımı, keyfi kararlarla değil, kamu yararı ve şeffaflık ilkeleriyle yönetilmelidir.
Bu olayın, bir Muhalefet Partisi yönetimindeki bir belediyede yaşandığını varsayalım:
Ulusal basın bu olayı manşetlere taşıyarak, "Muhalif Belediye, Basını Susturmaya Çalışıyor" başlığıyla günlerce gündemde tutar.
İktidar partisi ve genel başkanları, bu durumu basın özgürlüğüne darbe olarak nitelendirip, sert açıklamalar yapar.
İlgili bakanlıklar, daha iddialar ayyuka çıkmadan derhal soruşturma başlatırdı.
Ancak olay, iktidar partisinden bir belediyede yaşandığında, sesler cılız kalmakta, ulusal gündeme taşınmamakta ve maalesef çoğunlukla yerel siyasetin sessizliğinde boğulmaktadır.
İçişleri Bakanlığı Soruşturma Açacak mıdır?
Yaşanan bu olaylar, Merhaba Gazetesi'nin açıklamalarıyla somut bir iddia haline gelmiş ve kamuoyuna duyurulmuştur. Kamu kaynaklarının (belediye reklam bütçesi), bir basın kuruluşunun eleştirel yayın politikasına ceza olarak kullanılması iddiası, görev suçu ve yetkinin kötüye kullanılması şüphesi doğurmaktadır.
Bu iddialar ayyuka çıkmışken, İçişleri Bakanlığı'nın Sayın Bilgiç hakkında bir soruşturma açması kamunun vicdanını rahatlatmak ve belediye bürokratlarının keyfi hareket edemeyeceği ilkesini tesis etmek adına zorunludur. Bir memurun, kamu kaynaklarını kişisel veya kurumsal intikam aracı olarak kullanıp kullanmadığının araştırılması elzemdir.
Konya basını ve kamuoyu, ilk kahvaltıda yutulan o "Sarı Öküz" lokmasının bedelinin, bugün tüm şehrin haber alma özgürlüğüne mal olup olmadığını görmek istiyor. Bu meselenin üzeri örtülmemeli, sorumlular hesap vermelidir.
Halid Şen ve Emre Özgül'ün gösterdiği cesur duruş, belki de o ilk kahvaltıda yitirilen onurun yeniden kazanılması için bir başlangıç olacaktır.
Bakıp göreceğiz artık önümüzdeki günler ne gösterecek...