( (
                        Bekir KARAKUŞ
Köşe Yazarı
Bekir KARAKUŞ
 

Safları Sıklaştırma Vakti: 1948’den 2026’ya Büyük Kuşatma ve "BOP" Gerçeği

Tarih, sadece rakamlardan ibaret değildir; bazen bir halkın yok edilişi, bazen de sinsi bir planın adım adım uygulanışıdır. 14 Mayıs 1948’de Filistin topraklarında yakılan o ilk ateş, bugün 2026’da tüm Orta Doğu’yu içine alan devasa bir yangına dönüştü. Karşımızdaki tablo sadece siyasi bir çekişme değil; teolojik referanslarla beslenen, "Arz-ı Mevud" (Vadedilmiş Topraklar) hayaliyle yanıp tutuşan, Siyonist ve Evanjelist bir ittifakın Büyük Orta Doğu Projesi (BOP)'dir. Siyonistlerin "vadedilmiş" diye nitelendirdiği coğrafya, Lübnan’dan Suriye’ye kadar kanla sulandı. Önce Filistin’i bir açık hava hapishanesine çevirdiler, ardından çevredeki tüm direnç odaklarını birer birer zayıflattılar. Bugün Trump’ın etrafında toplanan Evanjelist grupların ayin videoları, meselenin sadece "demokrasi getirmek" olmadığını, aksine değiştirilmiş metinlere dayanan bir "kıyamet savaşı" hazırlığı olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bu büyük projenin sadece askeri boyutu yok; sosyolojik ve dini boyutu da var. Geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız pandemi süreci, Müslümanların birliğini hedef alan bir "test alanı" olarak hafızalarımızda duruyor. Müslüman nüfusunun azaltılması bir yana; asıl büyük darbe, İslam’ın en büyük gücü olan "cemaat" ruhuna vurulmak istendi. Camilerde safların arası açıldı, kardeş kardeşe "mesafe" koymaya zorlandı. Bir dönem camilerin kapılarına kilit vurulması, Müslümanları en güçlü oldukları kaleden, yani omuz omuza saf tuttukları mabetlerden uzaklaştırma operasyonunun bir parçasıydı. Sosyal mesafeler, gönül mesafelerine dönüştürülmek istendi. Bugün İran ile İsrail/ABD arasındaki savaşın alevlendiği bu günlerde, Türkiye ve Azerbaycan’ı bu ateşin içine çekmek için her türlü provokasyon deneniyor. Hatay’a düşen füzeler, Bakü yakınlarındaki dron saldırıları; hepsi Müslümanları birbirine düşürmek, "Böl-Parçala-Yut" taktiğiyle yeni bir Haçlı Seferi’ne zemin hazırlamak içindir. İran’ı düşmanlaştırarak Türkiye ve Azerbaycan’ı bu kirli savaşın bir parçası yapmak, Siyonistlerin en büyük stratejik zaferi olacaktır. "Bekle-gör" politikası artık bir çözüm değildir. 2 milyar Müslüman, birer birer bu plana kurban edilmeyi beklemek yerine, kendi içindeki ayrılıkları bir kenara bırakmalıdır. Eğer biz camilerimizde, meydanlarımızda ve siyasi masalarımızda "safları sıklaştırmazsak", Siyonistlerin bu uzun vadeli projesi kapımıza dayanmaktan çekinmeyecektir. Gün; 1948’den beri süregelen bu kanlı senaryoyu yırtıp atma, Kudüs’ten Karabağ’a, İstanbul’dan Tahran’a kadar uzanan bir barış ve birlik hattı kurma günüdür. Unutmayalım: Birleşmeyenler, birer birer yok edilmeye mahkumdur.
Ekleme Tarihi: 06 Mart 2026 -Cuma
                        Bekir KARAKUŞ

Safları Sıklaştırma Vakti: 1948’den 2026’ya Büyük Kuşatma ve "BOP" Gerçeği

Tarih, sadece rakamlardan ibaret değildir; bazen bir halkın yok edilişi, bazen de sinsi bir planın adım adım uygulanışıdır. 14 Mayıs 1948’de Filistin topraklarında yakılan o ilk ateş, bugün 2026’da tüm Orta Doğu’yu içine alan devasa bir yangına dönüştü. Karşımızdaki tablo sadece siyasi bir çekişme değil; teolojik referanslarla beslenen, "Arz-ı Mevud" (Vadedilmiş Topraklar) hayaliyle yanıp tutuşan, Siyonist ve Evanjelist bir ittifakın Büyük Orta Doğu Projesi (BOP)'dir.

Siyonistlerin "vadedilmiş" diye nitelendirdiği coğrafya, Lübnan’dan Suriye’ye kadar kanla sulandı. Önce Filistin’i bir açık hava hapishanesine çevirdiler, ardından çevredeki tüm direnç odaklarını birer birer zayıflattılar. Bugün Trump’ın etrafında toplanan Evanjelist grupların ayin videoları, meselenin sadece "demokrasi getirmek" olmadığını, aksine değiştirilmiş metinlere dayanan bir "kıyamet savaşı" hazırlığı olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Bu büyük projenin sadece askeri boyutu yok; sosyolojik ve dini boyutu da var. Geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız pandemi süreci, Müslümanların birliğini hedef alan bir "test alanı" olarak hafızalarımızda duruyor. Müslüman nüfusunun azaltılması bir yana; asıl büyük darbe, İslam’ın en büyük gücü olan "cemaat" ruhuna vurulmak istendi.

Camilerde safların arası açıldı, kardeş kardeşe "mesafe" koymaya zorlandı. Bir dönem camilerin kapılarına kilit vurulması, Müslümanları en güçlü oldukları kaleden, yani omuz omuza saf tuttukları mabetlerden uzaklaştırma operasyonunun bir parçasıydı. Sosyal mesafeler, gönül mesafelerine dönüştürülmek istendi.

Bugün İran ile İsrail/ABD arasındaki savaşın alevlendiği bu günlerde, Türkiye ve Azerbaycan’ı bu ateşin içine çekmek için her türlü provokasyon deneniyor. Hatay’a düşen füzeler, Bakü yakınlarındaki dron saldırıları; hepsi Müslümanları birbirine düşürmek, "Böl-Parçala-Yut" taktiğiyle yeni bir Haçlı Seferi’ne zemin hazırlamak içindir. İran’ı düşmanlaştırarak Türkiye ve Azerbaycan’ı bu kirli savaşın bir parçası yapmak, Siyonistlerin en büyük stratejik zaferi olacaktır.

"Bekle-gör" politikası artık bir çözüm değildir. 2 milyar Müslüman, birer birer bu plana kurban edilmeyi beklemek yerine, kendi içindeki ayrılıkları bir kenara bırakmalıdır.

Eğer biz camilerimizde, meydanlarımızda ve siyasi masalarımızda "safları sıklaştırmazsak", Siyonistlerin bu uzun vadeli projesi kapımıza dayanmaktan çekinmeyecektir. Gün; 1948’den beri süregelen bu kanlı senaryoyu yırtıp atma, Kudüs’ten Karabağ’a, İstanbul’dan Tahran’a kadar uzanan bir barış ve birlik hattı kurma günüdür.

Unutmayalım: Birleşmeyenler, birer birer yok edilmeye mahkumdur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (