Bekir KARAKUŞ
Köşe Yazarı
Bekir KARAKUŞ
 

Ateşkes mi, Nefes Molası mı?

​Ortadoğu’da diplomasi trafiği ne zaman hızlansa, akıllara hep aynı soru düşer: "Bu kez gerçekten barış mı geliyor, yoksa yeni bir saldırı dalgası için güç mü toplanıyor?" Son günlerde ABD, İsrail ve İran hattında bir ateşkes anlaşmasına varılabileceğine dair sızıntılar artmış durumda. Ancak geçmişin acı tecrübeleri, özellikle Gazze’de yaşananlar, bize bir şeyi çok net öğretti: İmzalar atılsa bile, güvenin olmadığı bir coğrafyada kağıtlar sadece vakit kazanmak için kullanılır. ​Filistin’de, Gazze’de defalarca gördük; masada verilen sözlerin sahadaki karşılığı çoğu zaman daha fazla yıkım oldu. ABD’nin arabuluculuk maskesi altındaki tutumu ve İsrail’in "güvenlik" adı altındaki genişleme politikası, bugün herhangi bir ateşkes haberine coşkuyla değil, derin bir kuşkuyla bakmamıza neden oluyor. Eğer bir anlaşma yapılacaksa, bu sadece Tahran ve Tel Aviv arasındaki füzelerin durmasıyla sınırlı kalamaz. ​İsrail’in bölgesel yayılmacılığının önüne geçmek için yapılacak bir anlaşma, parçalı değil bütüncül olmak zorundadır. Sadece İran ile el sıkışıp Lübnan’ı ateşe atmak ya da Filistin’i görmezden gelmek, aslında yangını söndürmek değil, sadece bir odasını kilitlemektir. ​Kapsayıcı bir ateşkes anlaşması; Lübnan, Filistin ve tüm komşu ülkeleri kapsayan genel bir güvenlik mimarisine dönüşmelidir. ​Egemenlik hakları ,komşu ülkelerin sınır güvenliği, uluslararası garantörlerle korunmalıdır. ​Bir anlaşmanın gücü, maddelerinde değil, o maddeler ihlal edildiğinde ne olacağında yatar. Bugüne kadar gördüğümüz en büyük eksiklik, İsrail’in uluslararası hukuku veya ateşkes şartlarını hiçe saydığında karşısında hiçbir gerçek yaptırım bulamamasıdır. ​"Eğer bir ateşkes metni, ihlal edene ağır ekonomik, siyasi ve askeri yaptırımlar getirmiyorsa; o metin sadece bir temenni mektubundan ibarettir." ​Gerçek bir çözüm için, ihlal durumunda "kınama" mesajlarının ötesine geçecek, caydırıcı bir yaptırım mekanizması şarttır. Aksi takdirde, bugün atılan imzalar yarın dökülecek kanın sadece bir ön hazırlığı olacaktır. ​Sonuç olarak; Ortadoğu’nun ihtiyacı olan şey, Washington’ın ya da Tel Aviv’in konjonktürel çıkarlarına göre dizayn edilmiş geçici bir sükunet değil; tüm bölge aktörlerinin masada olduğu, yaptırımlarla tahkim edilmiş ve adaleti temel alan bir Büyük Uzlaşı’dır. Güven inşa edilmezse, barış sadece bir illüzyon olarak kalır.  
Ekleme Tarihi: 09 Nisan 2026 -Perşembe
                        Bekir KARAKUŞ

Ateşkes mi, Nefes Molası mı?

​Ortadoğu’da diplomasi trafiği ne zaman hızlansa, akıllara hep aynı soru düşer: "Bu kez gerçekten barış mı geliyor, yoksa yeni bir saldırı dalgası için güç mü toplanıyor?" Son günlerde ABD, İsrail ve İran hattında bir ateşkes anlaşmasına varılabileceğine dair sızıntılar artmış durumda. Ancak geçmişin acı tecrübeleri, özellikle Gazze’de yaşananlar, bize bir şeyi çok net öğretti: İmzalar atılsa bile, güvenin olmadığı bir coğrafyada kağıtlar sadece vakit kazanmak için kullanılır.

​Filistin’de, Gazze’de defalarca gördük; masada verilen sözlerin sahadaki karşılığı çoğu zaman daha fazla yıkım oldu. ABD’nin arabuluculuk maskesi altındaki tutumu ve İsrail’in "güvenlik" adı altındaki genişleme politikası, bugün herhangi bir ateşkes haberine coşkuyla değil, derin bir kuşkuyla bakmamıza neden oluyor. Eğer bir anlaşma yapılacaksa, bu sadece Tahran ve Tel Aviv arasındaki füzelerin durmasıyla sınırlı kalamaz.

​İsrail’in bölgesel yayılmacılığının önüne geçmek için yapılacak bir anlaşma, parçalı değil bütüncül olmak zorundadır. Sadece İran ile el sıkışıp Lübnan’ı ateşe atmak ya da Filistin’i görmezden gelmek, aslında yangını söndürmek değil, sadece bir odasını kilitlemektir.

​Kapsayıcı bir ateşkes anlaşması; Lübnan, Filistin ve tüm komşu ülkeleri kapsayan genel bir güvenlik mimarisine dönüşmelidir.

​Egemenlik hakları ,komşu ülkelerin sınır güvenliği, uluslararası garantörlerle korunmalıdır.

​Bir anlaşmanın gücü, maddelerinde değil, o maddeler ihlal edildiğinde ne olacağında yatar. Bugüne kadar gördüğümüz en büyük eksiklik, İsrail’in uluslararası hukuku veya ateşkes şartlarını hiçe saydığında karşısında hiçbir gerçek yaptırım bulamamasıdır.

​"Eğer bir ateşkes metni, ihlal edene ağır ekonomik, siyasi ve askeri yaptırımlar getirmiyorsa; o metin sadece bir temenni mektubundan ibarettir."

​Gerçek bir çözüm için, ihlal durumunda "kınama" mesajlarının ötesine geçecek, caydırıcı bir yaptırım mekanizması şarttır. Aksi takdirde, bugün atılan imzalar yarın dökülecek kanın sadece bir ön hazırlığı olacaktır.

​Sonuç olarak; Ortadoğu’nun ihtiyacı olan şey, Washington’ın ya da Tel Aviv’in konjonktürel çıkarlarına göre dizayn edilmiş geçici bir sükunet değil; tüm bölge aktörlerinin masada olduğu, yaptırımlarla tahkim edilmiş ve adaleti temel alan bir Büyük Uzlaşı’dır. Güven inşa edilmezse, barış sadece bir illüzyon olarak kalır.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.