Bugün 2026 yılının en sıcak günlerini yaşıyoruz. Orta Doğu’da barut kokusu geniz yakarken, son günlerde peş peşe gelen haberler kafalarda tek bir soru işareti bıraktı: Neler oluyor? Önce Hatay’da düşürülen bir füze, ardından kardeş Azerbaycan’da bir okulun ve yerleşim yerinin yakınına düşen dronlar... Oklar anında Tahran’a çevrildi. Ancak bu kadar "hızlı" ve "hazır" suçlamaların olduğu her yerde, rasyonel bir zihin durup şu soruyu sormalıdır: Bu işten kim kârlı çıkar?
İran gibi köklü bir devlet geleneğine sahip bir aktörün, bugünlerde kendi ayağına sıkması için hiçbir mantıklı gerekçesi yok. Neden mi?
-
Demografik Gerçeklik: İran nüfusunun yaklaşık %40’ını oluşturan Azeri ve Türk kökenli halk, bu devletin sadece bir parçası değil, omurgasıdır. Bakü’ye mermi atmak, Tahran’ın kendi kalbine ateş etmesi demektir.
-
Cephe Genişletme Hatası: Güneyinde İsrail ve ABD baskısı varken, kuzeyinde ve batısında kendisine müttefik olabilecek (veya en azından tarafsız kalan) Türkiye ve Azerbaycan gibi güçleri düşmanlaştırmak rasyonel bir devletin değil, ancak bir "kamikaze" zihniyetinin ürünü olabilir.
Peki, o dronlar ve füzeler neden "İran malı" gibi görünüyor? İşte burada modern savaşın kirli yüzü, yani "Sahte Bayrak" operasyonları devreye giriyor. Bir saldırıyı başkasının üzerine yıkmak artık sadece bir istihbarat oyunu değil, bir mühendislik işi:
-
Konum Yanıltma: Bir hava aracının koordinatları elektronik harp sistemleriyle havada değiştirilebilir. İran’dan kalkan bir keşif dronu, "üçüncü bir el" tarafından dijital olarak ele geçirilip kasıtlı olarak bir sivil hedefe yönlendirilebilir.
-
Donanım Taklidi: Ele geçirilen mühimmatların (örneğin Shahed serisi dronlar) üzerinde yapılacak küçük oynamalarla "faili belli" enkazlar yaratmak, İsrail veya ABD gibi teknolojik devler için çocuk oyuncağıdır.
Şurası net: Birileri İran’ı tamamen izole etmekle yetinmiyor; Türkiye ve Azerbaycan’ı da bu ateşin içine çekerek İran’a karşı bir "Kuzey Cephesi" açmak istiyor. Siyonist strateji, Müslüman ülkelerin birbiriyle savaşmasından, birbirine güvenmemesinden ve her birinin tek tek "Trump-Netanyahu" planının bir parçası haline gelmesinden besleniyor.
Ahmet Davutoğlu’nun da vurguladığı gibi; gün, pasif kalma günü değildir. Türkiye’nin topraklarını koruması kadar, bu dezenformasyon savaşını da yönetmesi gerekir.
Hatay’a düşen füze veya Bakü’ye düşen dron, aslında hepimizin ortak geleceğine atılmış bir nifak tohumudur. Tetiği çeken eli bulmak için mühimmatın üzerindeki seri numarasına değil, bölgede hangi "üst aklın" bu kaostan beslendiğine bakmak zorundayız.
İran için Açılacak Yeni Cepheler Kimin İşine Yarıyorsa Hatay’da düşürülen Füzeyi de Azerbaycan'da düşürülen Dronları da o ülke ateşlemiştir.