( (
                        Bekir KARAKUŞ
Köşe Yazarı
Bekir KARAKUŞ
 

​Kalbin En Ağır Yükü: Kibir ve Ramazan’ın Arındırıcı Gücü

​Ramazan ayı, bize acziyetimizi hatırlatan bir ayna gibidir. Gün boyu bir yudum suya muhtaç olduğumuzu hissettiğimizde, aslında ne kadar kırılgan ve "kul" olduğumuzu anlarız. Ancak insanoğlu, bazen sahip olduğu imkanlar, bilgi veya statü nedeniyle yeryüzünde sanki hiç ölmeyecekmiş gibi bir büyüklük hissine kapılabiliyor. İşte İslam literatüründe bu halin adı; Kibir'dir. ​Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de kibrin hem sosyal ilişkileri hem de kişinin ebedi hayatını nasıl kararttığını açıkça beyan eder. Lokman Suresi'nde bir babanın evladına verdiği şu öğüt, aslında hepimize verilmiştir: ​"Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez." (Lokman, 31:18) ​Yine İsra Suresi’nde yer alan şu ayet, kibrin ne kadar absürt bir ruh hali olduğunu yüzümüze adeta bir tokat gibi çarpar: ​"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara erişebilirsin." (İsra, 17:37) ​Bu ayetler bize şunu söyler: Boyun kaç metre olursa olsun, hırsın ne kadar büyük olursa olsun; sen bu muazzam kainatta sadece bir noktasın. ​Sevgili Peygamberimiz (sav), kibri sadece bir ahlak sorunu değil, cennetin kapısını kapatan bir engel olarak tarif etmiştir. Kibrin en net tanımını ise şu veciz sözüyle yapar: ​"Kibir; hakikati reddetmek ve insanları küçümsemektir." (Müslim, İman, 147) ​Bir başka hadis-i şerifte ise uyarı çok daha keskindir: ​"Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse cennete giremez." (Müslim, İman, 148) ​Buradaki "hardal tanesi" vurgusu çok mühim. Yani "ben birazcık kibirliyim ama kalbim temiz" gibi bir savunma mekanizması, manevi terazide pek karşılık bulmuyor. ​Peki, bu sinsi hastalıktan nasıl kurtulacağız? Ramazan bize bunun reçetesini sunuyor: ​Açlığın Eşitliği: Zengin de fakir de aynı saatte acıkıyor. Mide aynı sinyali verince, statü farkları iftar sofrasında eriyip gidiyor. ​Secdenin Ortaklığı: Teravih saflarında omuz omuza dururken kimin müdür, kimin işçi olduğunun bir önemi kalmıyor. ​İnfağın Nezaketi: Veren elin alan elden üstün olduğu söylenir ama İslam ahlakı, "verirken mahcup olmayı" öğütler. Kibirli insan "ben veriyorum" der, mümin ise "Allah’ın emanetini teslim ediyorum" der. Sonuç olarak kibir, kalbe giydirilmiş dar bir gömlek gibidir; insanı nefessiz bırakır. Bu Ramazan, gelin o dar gömleği çıkarıp atalım. Yerine tevazuun, kardeşliğin ve "hiçlik" makamının ferahlığını koyalım. Unutmayalım ki; toprak, üzerine basan herkese tevazu gösterdiği için bereketlidir. ​Hayırlı, bereketli ve "ben"likten uzak "biz" dolu Ramazanlar dilerim.
Ekleme Tarihi: 24 Şubat 2026 -Salı
                        Bekir KARAKUŞ

​Kalbin En Ağır Yükü: Kibir ve Ramazan’ın Arındırıcı Gücü

​Ramazan ayı, bize acziyetimizi hatırlatan bir ayna gibidir. Gün boyu bir yudum suya muhtaç olduğumuzu hissettiğimizde, aslında ne kadar kırılgan ve "kul" olduğumuzu anlarız. Ancak insanoğlu, bazen sahip olduğu imkanlar, bilgi veya statü nedeniyle yeryüzünde sanki hiç ölmeyecekmiş gibi bir büyüklük hissine kapılabiliyor. İşte İslam literatüründe bu halin adı; Kibir'dir.

​Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de kibrin hem sosyal ilişkileri hem de kişinin ebedi hayatını nasıl kararttığını açıkça beyan eder. Lokman Suresi'nde bir babanın evladına verdiği şu öğüt, aslında hepimize verilmiştir:
​"Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez." (Lokman, 31:18)

​Yine İsra Suresi’nde yer alan şu ayet, kibrin ne kadar absürt bir ruh hali olduğunu yüzümüze adeta bir tokat gibi çarpar:
​"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara erişebilirsin." (İsra, 17:37)

​Bu ayetler bize şunu söyler: Boyun kaç metre olursa olsun, hırsın ne kadar büyük olursa olsun; sen bu muazzam kainatta sadece bir noktasın.

​Sevgili Peygamberimiz (sav), kibri sadece bir ahlak sorunu değil, cennetin kapısını kapatan bir engel olarak tarif etmiştir. Kibrin en net tanımını ise şu veciz sözüyle yapar:
​"Kibir; hakikati reddetmek ve insanları küçümsemektir." (Müslim, İman, 147)

​Bir başka hadis-i şerifte ise uyarı çok daha keskindir:
​"Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse cennete giremez." (Müslim, İman, 148)

​Buradaki "hardal tanesi" vurgusu çok mühim. Yani "ben birazcık kibirliyim ama kalbim temiz" gibi bir savunma mekanizması, manevi terazide pek karşılık bulmuyor.

​Peki, bu sinsi hastalıktan nasıl kurtulacağız? Ramazan bize bunun reçetesini sunuyor:
​Açlığın Eşitliği: Zengin de fakir de aynı saatte acıkıyor. Mide aynı sinyali verince, statü farkları iftar sofrasında eriyip gidiyor.

​Secdenin Ortaklığı: Teravih saflarında omuz omuza dururken kimin müdür, kimin işçi olduğunun bir önemi kalmıyor.

​İnfağın Nezaketi: Veren elin alan elden üstün olduğu söylenir ama İslam ahlakı, "verirken mahcup olmayı" öğütler. Kibirli insan "ben veriyorum" der, mümin ise "Allah’ın emanetini teslim ediyorum" der.

Sonuç olarak kibir, kalbe giydirilmiş dar bir gömlek gibidir; insanı nefessiz bırakır. Bu Ramazan, gelin o dar gömleği çıkarıp atalım. Yerine tevazuun, kardeşliğin ve "hiçlik" makamının ferahlığını koyalım. Unutmayalım ki; toprak, üzerine basan herkese tevazu gösterdiği için bereketlidir.

​Hayırlı, bereketli ve "ben"likten uzak "biz" dolu Ramazanlar dilerim.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (