Son günlerde kamuoyuna yansıyan haberlere göre; emekliler ve 65 yaş üstü vatandaşlar için sosyal desteklerin kapsamı genişletiliyor. Kamu tesislerinde ücretsiz konaklama, tren ve şehirlerarası otobüslerde %50’ye varan indirimler... Kağıt üzerinde sabit gelirliyi rahatlatacak, tatil ve ulaşım giderlerini azaltacak "müjdeler" gibi görünse de madalyonun öteki yüzü çok daha derin ve yapısal bir krize işaret ediyor.
Mevcut düzenlemeler, ömrünü çalışma hayatına adamış, yıllarca prim ödemiş emekliyi "hak sahibi" konumundan çıkarıp, devletin "sosyal yardımına muhtaç" bir özneye dönüştürme riski taşıyor. Bir emekli, aldığı maaşla kendi tatilini yapabilmek, ulaşım ücretini kimseden lütuf beklemeden ödeyebilmek ister. Oysa bugün sunulan imkanlar, maaşların yetersizliğini örtbas etmek için kullanılan pansuman tedavilerinden öteye geçemiyor. Sosyal desteklerin bir "yaşam standardı" değil, bir "teselli ikramiyesi" haline gelmesi, onuruyla yaşlanmak isteyen vatandaşı rencide ediyor.
Meselenin bir diğer boyutu ise çalışma hayatına ve sosyal güvenlik sistemine olan güvenin sarsılmasıdır. Bugün Türkiye’de emeklilik yaşı kademeli olarak 65’e dayanmış durumda. Bir vatandaşın 65 yaşına kadar prim ödeyerek hak kazandığı emekli maaşı, hiç prim ödememiş birine sağlanan sosyal destekler ve yardımlarla neredeyse eşitleniyor.
Bu tablo şu soruyu doğuruyor: Eğer hiç prim ödemeyenle, ömrünü sistemde geçiren aynı haklara sahip olacaksa, neden sisteme dahil olalım? Bu durum, insanları kayıt dışı çalışmaya, prim ödemekten kaçınmaya ve dolayısıyla çalışma hayatından erken kopmaya teşvik ediyor. Oysa gelişmiş bir ekonomi, insanları sistemin içinde tutmalı ve çalışmayı özendirmelidir.
Sosyal destek paketleriyle bütçeyi zorlamak ve emekliyi indirim kuyruklarına mahkum etmek yerine, çözüm aslında çok daha net bir noktada duruyor: Sistemi hakkaniyetli hale getirmek.
2008 yılında yapılan düzenlemelerle değişen aylık bağlama oranları (ABO), bugün emekli maaşlarının asgari geçim standartlarının altına düşmesindeki en büyük etkendir. Emekliye 2008 öncesi haklarının, yani ödediği primin ve döktüğü alın terinin gerçek karşılığının geri verilmesi, sistemi yeniden cazip hale getirecektir.
Böyle bir düzenleme yapıldığında:
Emekli, sosyal yardımlara muhtaç kalmadan, kendi bütçesiyle onurlu bir şekilde yaşar.
İnsanlar, "ne kadar çok prim ödersem o kadar iyi emekli olurum" motivasyonuyla kayıt dışılıktan uzaklaşır.
Çalışma hayatındaki bütçe, gerçek bir aktüeryal denge üzerine oturarak rahatlar.
Yani emekliyi ve yaşlıyı "indirimli bilet" veya "ücretsiz misafirhane" ile oyalamak, sorunu çözmez; sadece öteler. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, emeklisini rencide eden bir sosyal yardım modeli değil; alın terinin karşılığını veren, çalışmayı teşvik eden ve yılların emeğine saygı duyan adil bir emeklilik sistemidir. Gerçek sosyal devlet, vatandaşını yardımla yaşatan değil, ona hakkını vererek yaşama imkanı sunan devlettir.
Kalın sağlıcakla...