( (
                        Bekir KARAKUŞ
Köşe Yazarı
Bekir KARAKUŞ
 

Mukaddesatın Gölgesinde Kanlı Bir Bahar

Bugün 28 Şubat 2026. İslam alemi için on bir ayın sultanı olan Ramazan’ın ruhuyla arınma vaktindeyiz. Ancak manşetler, seccadelerin üzerine düşen gölgelerden çok daha karanlık. Bir yanda İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik gerçekleştirdiği ağır saldırılar, diğer yanda ise Pakistan ile Afganistan arasında resmen ilan edilen "açık savaş" hali... İslam hukukunda "Eşhur'ul-Hurum" (Haram Aylar) olarak adlandırılan Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep, asırlar boyunca "silahların gömüldüğü, husumetlerin ertelendiği" mukaddes bir ateşkes dönemiydi. Bu aylar, insanlığa nefes alacak, diplomatik kapıları aralayacak ilahi bir mola şansı tanırdı. Gerçi bugün içinde bulunduğumuz Ramazan, teknik olarak bu dört ayın içinde yer almaz; ancak Kur'an’ın ifadesiyle "hidayet rehberi" olarak inen bu ay, barışın ve esenliğin zirve yapması gereken bir zamandır. Peki, 2026’nın bu kanlı tablosu bize ne söylüyor? İran’a yönelik saldırılar, Ahmet Davutoğlu’nun da isabetle vurguladığı gibi sadece bir nükleer kapasite tartışması değildir. Bu, İsrail’in Nil’den Fırat’a uzanan o eski ve tehlikeli düşünü (Arz-ı Mevud) gerçekleştirmek için bölgedeki tüm direnç odaklarını kırma operasyonudur. Bugün Tahran’dan dumanlar yükselirken sessiz kalanlar, aslında yarın sınırlarının ihlal edilmesine davetiye çıkarıyor. Ramazan ayında mabetlerin ve üniversitelerin hedef alınması, sadece siyasi bir hata değil, 2 milyarlık İslam dünyasının onuruna bir meydan okumadır. Belki de en acı tablo Durand Hattı’nda yaşanıyor. Pakistan ve Afganistan; her ikisi de İslam’ın bayraktarlığını yapan iki komşu, bugün birbirine "açık savaş" ilan etmiş durumda. Pakistan’ın sınır ötesi operasyonları ve Taliban’ın "misilleme" hamleleri, bölgeyi Hindistan-Pakistan nükleer krizine kadar sürükleyebilecek bir istikrarsızlık sarmalına sokuyor. Haram aylar felsefesi bize şunu sorar: Eğer aynı kıbleye dönenler, kendi mukaddes vakitlerinde bile birbirinin kanını helal görüyorsa, dışarıdan gelen saldırılara karşı hangi ahlaki üstünlükle durabilirler? İşte bu noktada Türkiye’nin "bekle-gör" politikasını terk etmesi bir lüks değil, zorunluluktur. Davutoğlu’nun önerdiği 12 adımlık plan, aslında modern bir "Haram Ay" ilanıdır: Askeri Caydırıcılık: Üslerin denetimi ve topraklarımızın saldırılarda kullandırılmaması. Diplomatik Kuşatma: Mısır ve Suudi Arabistan ile kurulacak "üçlü mekanizma" sayesinde Batı’nın iştahını kesmek. Bölgesel Arabuluculuk: Afganistan-Pakistan hattında acil bir "Üçlü Zirve" ile fitneyi söndürmek. Eğer 2026 yılı, İslam coğrafyasının birbirini boğazladığı veya dış saldırılara karşı sessizce sırasını beklediği bir yıl olarak tarihe geçerse, bunun vebali sadece siyasetçilerin değil, bu sessizliğe ortak olan herkesin olacaktır. Haram aylar ve Ramazan, bizlere barışın sadece bir "istek" değil, ilahi bir "emir" olduğunu hatırlatır. Coğrafyamızın kaderini başkalarının çizdiği haritalar değil, bizim mukaddesatımıza duyduğumuz sadakat ve proaktif irademiz belirlemelidir.
Ekleme Tarihi: 28 Şubat 2026 -Cumartesi
                        Bekir KARAKUŞ

Mukaddesatın Gölgesinde Kanlı Bir Bahar

Bugün 28 Şubat 2026. İslam alemi için on bir ayın sultanı olan Ramazan’ın ruhuyla arınma vaktindeyiz. Ancak manşetler, seccadelerin üzerine düşen gölgelerden çok daha karanlık. Bir yanda İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik gerçekleştirdiği ağır saldırılar, diğer yanda ise Pakistan ile Afganistan arasında resmen ilan edilen "açık savaş" hali...

İslam hukukunda "Eşhur'ul-Hurum" (Haram Aylar) olarak adlandırılan Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep, asırlar boyunca "silahların gömüldüğü, husumetlerin ertelendiği" mukaddes bir ateşkes dönemiydi. Bu aylar, insanlığa nefes alacak, diplomatik kapıları aralayacak ilahi bir mola şansı tanırdı.

Gerçi bugün içinde bulunduğumuz Ramazan, teknik olarak bu dört ayın içinde yer almaz; ancak Kur'an’ın ifadesiyle "hidayet rehberi" olarak inen bu ay, barışın ve esenliğin zirve yapması gereken bir zamandır. Peki, 2026’nın bu kanlı tablosu bize ne söylüyor?

İran’a yönelik saldırılar, Ahmet Davutoğlu’nun da isabetle vurguladığı gibi sadece bir nükleer kapasite tartışması değildir. Bu, İsrail’in Nil’den Fırat’a uzanan o eski ve tehlikeli düşünü (Arz-ı Mevud) gerçekleştirmek için bölgedeki tüm direnç odaklarını kırma operasyonudur. Bugün Tahran’dan dumanlar yükselirken sessiz kalanlar, aslında yarın sınırlarının ihlal edilmesine davetiye çıkarıyor. Ramazan ayında mabetlerin ve üniversitelerin hedef alınması, sadece siyasi bir hata değil, 2 milyarlık İslam dünyasının onuruna bir meydan okumadır.

Belki de en acı tablo Durand Hattı’nda yaşanıyor. Pakistan ve Afganistan; her ikisi de İslam’ın bayraktarlığını yapan iki komşu, bugün birbirine "açık savaş" ilan etmiş durumda. Pakistan’ın sınır ötesi operasyonları ve Taliban’ın "misilleme" hamleleri, bölgeyi Hindistan-Pakistan nükleer krizine kadar sürükleyebilecek bir istikrarsızlık sarmalına sokuyor.

Haram aylar felsefesi bize şunu sorar: Eğer aynı kıbleye dönenler, kendi mukaddes vakitlerinde bile birbirinin kanını helal görüyorsa, dışarıdan gelen saldırılara karşı hangi ahlaki üstünlükle durabilirler?

İşte bu noktada Türkiye’nin "bekle-gör" politikasını terk etmesi bir lüks değil, zorunluluktur. Davutoğlu’nun önerdiği 12 adımlık plan, aslında modern bir "Haram Ay" ilanıdır:

  • Askeri Caydırıcılık: Üslerin denetimi ve topraklarımızın saldırılarda kullandırılmaması.

  • Diplomatik Kuşatma: Mısır ve Suudi Arabistan ile kurulacak "üçlü mekanizma" sayesinde Batı’nın iştahını kesmek.

  • Bölgesel Arabuluculuk: Afganistan-Pakistan hattında acil bir "Üçlü Zirve" ile fitneyi söndürmek.

Eğer 2026 yılı, İslam coğrafyasının birbirini boğazladığı veya dış saldırılara karşı sessizce sırasını beklediği bir yıl olarak tarihe geçerse, bunun vebali sadece siyasetçilerin değil, bu sessizliğe ortak olan herkesin olacaktır.

Haram aylar ve Ramazan, bizlere barışın sadece bir "istek" değil, ilahi bir "emir" olduğunu hatırlatır. Coğrafyamızın kaderini başkalarının çizdiği haritalar değil, bizim mukaddesatımıza duyduğumuz sadakat ve proaktif irademiz belirlemelidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (