Bayramlar; vuslatın, neşenin ve kardeşliğin zirve yaptığı günlerdir. Ancak bugün başımızı nereye çevirsek, Siyonist ve emperyalist projelerin dişlileri arasında ezilen bir "ümmet" gerçeğiyle karşılaşıyoruz.
Bugün seccademizi serdiğimiz her toprak parçasında farklı bir imtihan var:
Siyonizmin "Arz-ı Mevud" hayali uğruna bir soykırım laboratuvarına dönüştürülen Gazze ve hemen yanı başında ateşe atılan Lübnan... Burada sadece insanlar değil, insanlık onuru katlediliyor.
İslam dünyasının dilsiz kalan yarası Doğu Türkistan. Soydaşlarımızın ve dindaşlarımızın asimilasyon kıskacında verdiği varlık mücadelesi, Bayram sevincimizi boğazımızda düğümlüyor.
On yılı aşan vekalet savaşlarının yorgun düşürdüğü Suriye, parçalanmış ve unutulmaya terk edilmiş bir coğrafya.
Son günlerde İran Minab’da bir okulda katledilen 165 kız çocuğu ve Türkiye-Azerbaycan hattına sıçratılmak istenen kirli provokasyonlar... Hedef net: Müslüman’ı Müslüman’a kırdırıp, "Böl-Parçala-Yut" makinesini çalıştırmak.
Bediüzzaman Hazretleri'nin "İngiliz mektebi" dediği o sömürgeci terbiye düzeni, bugün yerini "Amerikan emperyalist mektebi"ne bırakmış durumda. İslam devletleri bugün bu şer odaklarının sömürge kıskacında, en ağır sınavını veriyor.
Ancak bu bir eğitim sürecidir; acı da olsa, Müslüman milletler düşmanını tanıyor, oyunları deşifre ediyor. Yarın bu "mektepten" bağımsızlık tezkere alıp çıkacak olan İslam dünyası, kendi sancaktarlığını yeniden üstlenecektir. Bunun tek yolu ise merhum Erbakan Hoca’nın işaret ettiği İslam Birliği idealine amasız, fakatsız sarılmaktır.
Geçtiğimiz günlerde Sayın Davutoğlu ve Sayın Bahçeli’nin "Minab Katliamı"na karşı sergilediği ortak duruş, aslında bayramın gerçek ruhudur. Siyasi görüşler farklı olsa da; mazlumun kanı aktığında "safları sıklaştırmak" bir tercih değil, imanın ve insanlığın gereğidir.
Unutmayalım: Ramazan’da mesafeli duran saflar, bayramda omuz omuza gelmiyorsa; bayram sadece bir tatilden ibaret kalır.