On bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif, yine kapımızı çaldı. Şehrin sokaklarına yayılan o vakur sessizlik, fırınların önündeki pide kuyrukları ve minarelerden yükselen o huzur dolu çağrı... Ancak bu yıl Ramazan’ı karşılarken sadece midelerimizi değil, vicdanlarımızı da bir teraziye koymamız gerekiyor.
Sahi, nedir Ramazan? Sadece belli saatler arasında aç kalmak mı, yoksa aç olanın halini "iliklerine kadar" hissetmek mi?
"Ramazan paylaşmaktır" cümlesini her yıl bir slogan gibi kullanırız. Ama bu yıl paylaşmak, her zamankinden daha ağır bir yük, daha kutsal bir görev.
Ekonomik fırtınaların sofralardaki zeytini eksilttiği, emeklimizin "ilk ayda fakirleştiği", asgari ücretlinin ise "fitre hesabıyla" ay sonunu getirmeye çalıştığı bir dönemden geçiyoruz. Bir tek hurmanın, bir tek köftenin hesabının yapıldığı bu dar boğazda, paylaşmak artık bir "fazilet" değil, bir "zorunluluktur."
Gerçek paylaşmak, beş yıldızlı otellerin binlerce liralık iftar menülerinde, o şatafatlı ve israf dolu masalarda yaşanmaz. Paylaşmak; Konya’nın bir arka sokağında, penceresinde buğu olan o küçük evdeki tencereye tuz olabilmektir.
Eğer bizler, alt katımızda tenceresi kaynamayan komşumuz varken, sosyal medyada kuş sütü eksik sofralarımızın fotoğrafını paylaşıyorsak; Ramazan’ın sadece "açlık" kısmını almışız demektir. Oysa bu ayın ruhu; paylaştığın kadar zengin, doyurduğun kadar toksun der.
Bu yıl paylaşmayı sadece dinen vacip olan zekât ve fitre ile sınırlı tutmayalım.
Zamanımızı paylaşalım, mesela bir yaşlının kapısını çalıp hatırını sorarak.
Huzurumuzu paylaşalım, kırgınlıkları bir kenara bırakıp selam vererek.
Ekmeğimizi paylaşalım, ama gösteriş yapmadan, "sağ elin verdiğini sol el görmeden."
Unutmayalım ki, biz burada sahur beklerken; Gazze’de, Arakan’da ve dünyanın pek çok mazlum coğrafyasında insanlar sadece bir yudum temiz suyun hayaliyle oruç tutuyor. Bizim paylaşma irademiz, sadece yerel bir yardımlaşma değil, aynı zamanda küresel bir adaletsizliğe karşı duruşun da ifadesidir.
Konya’mızın manevi ikliminde, Hz. Mevlana’nın o engin gönüllü çağrısıyla bu Ramazan’da gelin hep birlikte niyet edelim: Az olanı çok kılmaya, eksik olanı tamam etmeye, kırık kalpleri onarmaya...
Çünkü biliyoruz ki; sofrada yer açtıkça gönülde iz kalır. Paylaştıkça bereket artar, insanlık yücelir.
Ramazanımız mübarek, gönül sofralarımız daim olsun.