( (
                        Bekir KARAKUŞ
Köşe Yazarı
Bekir KARAKUŞ
 

2026 Gençliğinin Çığlığı: Bizi Anlamıyorsunuz!

Bir sabah uyanıyorsunuz ve ülkenizin en dinamik, en üretken olması gereken yaş grubunun yarısından fazlasının, bavulunu zihninde çoktan topladığını öğreniyorsunuz. Bu bir distopya romanı değil, MAK Danışmanlık’ın Mayıs 2026 tarihli Türkiye Geneli Gençlik Araştırması’nın önümüze koyduğu çıplak, can acıtıcı bir gerçek. ​Araştırmanın satır aralarında dolaşırken, Türkiye genelindeki 16 milyon genci temsilen konuşan 18-29 yaş arası o binlerce sesin ortak bir nakaratta birleştiğini duyuyorsunuz: "Bizi anlamıyorsunuz!" ​Bu isyan sadece ebeveyn sofralarındaki kuşak çatışmasından ibaret değil. Bu; adalete, siyasete, iş gücü piyasasına ve en nihayetinde bu topraklarda bir gelecek kurma ihtimaline karşı duyulan inancın sarsılışı. ​Gençlerin en büyük kabusu işsizlik. Ancak bundan daha acısı, iş bulma umudunun bağlandığı yer. Katılımcıların neredeyse yüzde 75'i bu ülkede bir işe girebilmek için en etken faktörün "kayırmacılık ve torpil" olduğunu düşünüyor. Yani genç beyinler, aldıkları eğitimlerin, uykusuz geçen sınav gecelerinin, döktükleri alın terinin bu sistemde bir karşılığı olmadığına inanıyor. Liyakatin yerini "tanıdıklar" aldığında, adalet duygusu zedelenir. Adaletin zedelendiği yerde ise aidiyet bağı kopar. ​İşte tam da bu yüzden, her 3 gençten 2’si (yüzde 64) "Başka bir ülke vatandaşlığı verilse arkama bakmadan giderim" diyor. Bu bir "batı hayranlığı" ya da macera arayışı değil; insanca yaşama, emeğinin karşılığını alma ve en önemlisi "önünü görebilme" arayışıdır. Gençlerimiz bavullarını sadece ekonomik şartlar yüzünden değil, ülkede kendilerini özgürce ifade edecek bir nefes alanı bulamadıkları için topluyor. Sosyal medyada bile düşüncesini söylerken parmağı titreyen, her iki gençten birinin sansür/baskı hissettiği bir iklimde, gitmek bir kaçış değil, bir hayatta kalma refleksine dönüşüyor. ​Peki, bu ülkenin yönetim kademeleri, meydanlarda mangalda kül bırakmayan siyasileri ne yapıyor? Gençlerin yüzde 77,9’u tokat gibi bir cevap veriyor: "Hiçbir siyasi parti sorunlarımızı çözmüyor, sadece çözüyormuş gibi görünüyor." ​Siyaset kurumu gençleri sadece seçim dönemlerinde hatırlanan, sosyal medya trendleriyle yakalanabileceği sanılan homojen bir "Z Kuşağı" kutusuna hapsetmeye çalışıyor. Oysa araştırma gösteriyor ki karşımızda Atatürkçü, Milliyetçi, Dindar, Liberal ya da birden fazla kimliği harmanlamış esnek, çok renkli bir gençlik var. Onları tek bir kalıba dökemezsiniz. Onlar hamaset, boş vaat veya üstenci bir dil istemiyor. Onlar samimiyet ve somut yapısal reformlar bekliyor. Siyasetin bu "miş gibi yapma" sanatı, gençleri siyasetten büsbütün soğutmuş durumda. ​Mesele sadece Ankara'nın soğuk koridorlarında değil, evlerin salonlarında da düğümleniyor. Gençlerin yüzde 80'inden fazlası yetişkinlerin kendilerini anlamadığını düşünüyor. Anne-babaların en çok sığındığı o meşhur "Bizim zamanımızda..." diye başlayan teselli ve kıyas cümleleri, bugünün dünyasında hiçbir karşılık bulmuyor. ​Çünkü bugünün genci, ebeveynlerinin gençliğindeki dünyada yaşamıyor. Onlar yapay zekanın, küresel ekonomik krizlerin, bilgi bombardımanının ve en önemlisi geleceksizliğin hüküm sürdüğü 2026 dünyasında hayatta kalmaya çalışıyor. Gençlerin ebeveynlerinden en büyük beklenti ve eleştirisi de tam olarak burada somutlaşıyor: "Yaşadığımız zamanın şartlarına uygun iletişim kurun, özgürlüklerimize müdahale etmeyin." ​MAK Danışmanlık'ın bu raporu, Türkiye'nin geleceğine dair verilmiş en net son alarmdır. Bir ülkenin en büyük sermayesi yeraltı kaynakları ya da binaları değil, gençliğinin enerjisi ve umududur. Eğer bu ülkenin pırıl pırıl beyinleri sıklıkla hüzün, umutsuzluk ve çöküntü hissediyorsa; durup düşünmesi, aynaya bakması ve radikal adımlar atması gerekenler gençler değil, bu sistemi inşa eden yetişkinler ve yöneticilerdir. ​Gençlerin sesini duymak, sadece kulak kabartmak demek değildir. Onlara liyakati geri vermek, adaletli bir düzen sunmak ve düşüncelerini korkusuzca haykırabilecekleri özgür bir gökyüzü açmaktır. ​Aksi takdirde, geleceği inşa etmesini beklediğimiz o nesil, kendi geleceğini başka topraklarda inşa ederken biz sadece arkalarından bakmakla kalacağız. Kalın sağlıcakla…
Ekleme Tarihi: 20 Mayıs 2026 -Çarşamba
                        Bekir KARAKUŞ

2026 Gençliğinin Çığlığı: Bizi Anlamıyorsunuz!

Bir sabah uyanıyorsunuz ve ülkenizin en dinamik, en üretken olması gereken yaş grubunun yarısından fazlasının, bavulunu zihninde çoktan topladığını öğreniyorsunuz. Bu bir distopya romanı değil, MAK Danışmanlık’ın Mayıs 2026 tarihli Türkiye Geneli Gençlik Araştırması’nın önümüze koyduğu çıplak, can acıtıcı bir gerçek.

​Araştırmanın satır aralarında dolaşırken, Türkiye genelindeki 16 milyon genci temsilen konuşan 18-29 yaş arası o binlerce sesin ortak bir nakaratta birleştiğini duyuyorsunuz: "Bizi anlamıyorsunuz!"

​Bu isyan sadece ebeveyn sofralarındaki kuşak çatışmasından ibaret değil. Bu; adalete, siyasete, iş gücü piyasasına ve en nihayetinde bu topraklarda bir gelecek kurma ihtimaline karşı duyulan inancın sarsılışı.

​Gençlerin en büyük kabusu işsizlik. Ancak bundan daha acısı, iş bulma umudunun bağlandığı yer. Katılımcıların neredeyse yüzde 75'i bu ülkede bir işe girebilmek için en etken faktörün "kayırmacılık ve torpil" olduğunu düşünüyor. Yani genç beyinler, aldıkları eğitimlerin, uykusuz geçen sınav gecelerinin, döktükleri alın terinin bu sistemde bir karşılığı olmadığına inanıyor. Liyakatin yerini "tanıdıklar" aldığında, adalet duygusu zedelenir. Adaletin zedelendiği yerde ise aidiyet bağı kopar.

​İşte tam da bu yüzden, her 3 gençten 2’si (yüzde 64) "Başka bir ülke vatandaşlığı verilse arkama bakmadan giderim" diyor. Bu bir "batı hayranlığı" ya da macera arayışı değil; insanca yaşama, emeğinin karşılığını alma ve en önemlisi "önünü görebilme" arayışıdır. Gençlerimiz bavullarını sadece ekonomik şartlar yüzünden değil, ülkede kendilerini özgürce ifade edecek bir nefes alanı bulamadıkları için topluyor. Sosyal medyada bile düşüncesini söylerken parmağı titreyen, her iki gençten birinin sansür/baskı hissettiği bir iklimde, gitmek bir kaçış değil, bir hayatta kalma refleksine dönüşüyor.

​Peki, bu ülkenin yönetim kademeleri, meydanlarda mangalda kül bırakmayan siyasileri ne yapıyor? Gençlerin yüzde 77,9’u tokat gibi bir cevap veriyor: "Hiçbir siyasi parti sorunlarımızı çözmüyor, sadece çözüyormuş gibi görünüyor."

​Siyaset kurumu gençleri sadece seçim dönemlerinde hatırlanan, sosyal medya trendleriyle yakalanabileceği sanılan homojen bir "Z Kuşağı" kutusuna hapsetmeye çalışıyor. Oysa araştırma gösteriyor ki karşımızda Atatürkçü, Milliyetçi, Dindar, Liberal ya da birden fazla kimliği harmanlamış esnek, çok renkli bir gençlik var. Onları tek bir kalıba dökemezsiniz. Onlar hamaset, boş vaat veya üstenci bir dil istemiyor. Onlar samimiyet ve somut yapısal reformlar bekliyor. Siyasetin bu "miş gibi yapma" sanatı, gençleri siyasetten büsbütün soğutmuş durumda.

​Mesele sadece Ankara'nın soğuk koridorlarında değil, evlerin salonlarında da düğümleniyor. Gençlerin yüzde 80'inden fazlası yetişkinlerin kendilerini anlamadığını düşünüyor. Anne-babaların en çok sığındığı o meşhur "Bizim zamanımızda..." diye başlayan teselli ve kıyas cümleleri, bugünün dünyasında hiçbir karşılık bulmuyor.

​Çünkü bugünün genci, ebeveynlerinin gençliğindeki dünyada yaşamıyor. Onlar yapay zekanın, küresel ekonomik krizlerin, bilgi bombardımanının ve en önemlisi geleceksizliğin hüküm sürdüğü 2026 dünyasında hayatta kalmaya çalışıyor. Gençlerin ebeveynlerinden en büyük beklenti ve eleştirisi de tam olarak burada somutlaşıyor: "Yaşadığımız zamanın şartlarına uygun iletişim kurun, özgürlüklerimize müdahale etmeyin."

​MAK Danışmanlık'ın bu raporu, Türkiye'nin geleceğine dair verilmiş en net son alarmdır. Bir ülkenin en büyük sermayesi yeraltı kaynakları ya da binaları değil, gençliğinin enerjisi ve umududur. Eğer bu ülkenin pırıl pırıl beyinleri sıklıkla hüzün, umutsuzluk ve çöküntü hissediyorsa; durup düşünmesi, aynaya bakması ve radikal adımlar atması gerekenler gençler değil, bu sistemi inşa eden yetişkinler ve yöneticilerdir.

​Gençlerin sesini duymak, sadece kulak kabartmak demek değildir. Onlara liyakati geri vermek, adaletli bir düzen sunmak ve düşüncelerini korkusuzca haykırabilecekleri özgür bir gökyüzü açmaktır.

​Aksi takdirde, geleceği inşa etmesini beklediğimiz o nesil, kendi geleceğini başka topraklarda inşa ederken biz sadece arkalarından bakmakla kalacağız.

Kalın sağlıcakla…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (