Eskiden birlikte çalıştığım bir milletvekili vardı; kulakları çınlasın. Ne zaman Ankara’nın o şatafatlı koridorlarında, siyasetin güç sarhoşluğuna kapılan iktidar sahiplerini görse, dudaklarından hep aynı o meşhur söz dökülürdü: "Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlak yozlaştırır."
Gerçi kadere bakın ki; kendisi de muhalefet oylarıyla Meclis’e girdikten sonra yönünü iktidar partisine çevirip, eleştirdiği o gücün cazibesine kapılarak aynı kaderi yaşadı ama... Neyse, bugünkü konumuz o değil. Bugünün konusu; gücün insan ruhunda, duruşunda ve bakışında yarattığı o amansız değişim.
Geçtiğimiz günlerde bir vesileyle, dört günlük bir ziyaret için kadim coğrafyamızın önemli kentlerinden Batman’a gittik. Akşam saatlerinde şehre giriş yaparken bizi ilk karşılayan, karanlığın ortasında muhteşem bir heybetle parıldayan, ışıl ışıl bir cami silüeti oldu. Şehrin çehresini değiştiren bu devasa yapının hikayesini ise sabahın ilk ışıklarıyla öğrendik.
Meğer o gece bizi büyüleyen yer, Batman Milletvekili Necat Nasıroğlu tarafından yaptırılan ve tam 164 bin metrekarelik alana yayılan devasa bir sosyal yaşam merkezi, bir külliyeymiş. Selçuklu ve Eyyubi mimarisinin modern çizgilerle harmanlandığı bu kompleks, kelimenin tam anlamıyla bir cazibe merkezi. İçerisinde yok yok:
Dijital Kubbeli Cami: Aynı anda 8 bin kişinin ibadet edebildiği, Türkiye'de bir ilk olan dijital kubbe ve hat uygulamalarıyla göz kamaştıran bir ana mekân.
Leyla Nasıroğlu Gençlik Merkezi ve Halk Kütüphanesi: Gençlerin geleceğe hazırlandığı, 300 kişi kapasiteli modern bir çalışma alanı.
Azize Nasıroğlu Kur'an Kursu ve Taziye Evi: Bölgenin kültüründe önemli bir yer tutan 600 kişilik taziye evi ve dinî eğitim alanları.
Narin Nasıroğlu Bilim ve İnovasyon Merkezi: Çocukları bilimle buluşturan atölyeler.
Sosyal Alanlar: 1000 kişilik konferans salonu, yeşil alanlar, aşevleri ve otopark.
Yıl boyu Ramazan programlarından ilahi konserlerine kadar Batman’ın adeta kültürel kalbi olan bu dev eseri görünce, insan ister istemez gururlanıyor. Ve yine ister istemez, Doğu Anadolu’muzun o meşhur, dilden dile dolaşan mütevazı ve misafirperver halkının bağrından çıkan, bu eserin banisi Necat Bey’i de yakından tanımak istiyor.
Niyetimiz halis ya; Cuma namazını bu muhteşem atmosferde eda etmek ve namaz çıkışında hem caminin imamıyla müsafaha etmek hem de etrafı tanımak istedik. Saf tuttuk, huşu içinde namazımızı kıldık. Selam verip ayağa kalktığımızda, İmam Efendi’nin hemen arkasında namazını eda eden kişinin, az önce eserine hayran kaldığımız Batman Milletvekili Necat Nasıroğlu olduğunu fark ettik.
Anadolu’nun neresine giderseniz gidin; hele ki misafiri baş tacı eden Doğu coğrafyasında, uzaktan gelen bir dosta selam vermek, kucaklaşmak sünnettir, adettir, insanlıktır. Biz de nezaketle kendimizi tanıtıp, Konya’dan geldiğimizi söyledik. Karşılığında beklediğimiz ne bir iltimas ne bir çıkardı; sadece o toprakların mayasında olan sıcak bir tebessüm ve "Hoş geldiniz" hitabıydı.
Ancak beyefendiden, o bildiğimiz Doğunun samimi misafirperverliğini maalesef göremedik. Karşımızda, asırlar öncesinin Eyyubi ruhunu taşa işleyen o muhteşem eserin sahibi değil; makamın ve gücün getirdiği o mesafeli, soğuk ve mağrur Ankara bürokrasisinin bir temsilcisi vardı.
Namaz sonrasında Batman sokaklarında yürürken, şehir halkıyla yaptığımız sohbetlerde dinlediklerimiz de maalesef bu ilk izlenimimizi pekiştirdi. İşte tam o an, yazımın başında zikrettiğim Ali Şeriati’nin o muhteşem sözü kulaklarımda yeniden çınladı: "Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlak yozlaştırır."
İnsanoğlu taştan, betondan 164 bin metrekarelik devasa külliyeler inşa edebilir; milyarlar harcayıp kubbeleri dijital hatlarla donatabilir. Bunlar elbette şehre değer katan, takdir edilmesi gereken kalıcı hizmetlerdir. Ancak asıl mesele, o devasa kubbelerin altında eğilirken, gönülleri de aynı tevazuyla inşa edebilmektir.
Seçmenden oyu alana kadar milletin bağrından kopmayanların, meclis sıralarına ve güç güvertesine kurulduktan sonra Ankara’dan gelen misafire, hele ki Anadolu’nun bir diğer ucundan, Konya’dan gelen vatandaşına bir tebessümü çok görmesi, gücün insan ruhunda açtığı o derin yaranın en net göstergesidir.
Unutulmamalıdır ki; kubbe ne kadar yüksek olursa olsun, insan topraktan yaratılmıştır ve yine toprağa dönecektir. Kalıcı olan, ardınızda bıraktığınız taş binalar değil, o binaların kapısından giren insanların gönlünde bıraktığınız hoş sadadır.
Kalın sağlıcakla...