Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hayatımıza girdiğinden beri siyasetin altın kuralı netleşti: 0,1 puanlık oy bile altın değerinde. Bu sistemde kimsenin tek başına devleşme lüksü yok; aksine, en büyükler bile en küçüğe muhtaç. Siyaset sahnesindeki asıl başarı ise bu gerçeği görüp ona göre pozisyon alabilmekte yatıyor.
Madalyonun iktidar yüzüne baktığımızda, karşımızda bu matematiği çok iyi çözen bir liderlik görüyoruz. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhur İttifakı’nın açık ara en büyük aktörü olmasına rağmen, ittifak dengelerini korumak adına son derece hassas bir siyaset yürütüyor. Başta MHP Lideri Devlet Bahçeli olmak üzere ittifak ortaklarının hassasiyetlerini gözeten, onları her şartta koruyan ve bununla da yetinmeyip ittifaka yeni, küçük dinamikleri dahil etmek için sürekli köprüler kuran bir irade var. İktidar, büyük olmanın verdiği kibri bir kenara bırakıp, 0,1'lik oyu bile küçümsemeden kenetlenmeyi sürdürüyor.
Madalyonun diğer yüzü, yani ana muhalefet cephesi ise adeta bir siyasi basiretsizlik girdabında. Son genel seçimlerin sonuçları önlerindeydi; Millet İttifakı’na iktidar kapısını açmak için sadece 1,5 puanlık bir fark yetiyordu. Bu fark, bugün geçim sıkıntısıyla boğuşan, haklı taleplerini haykıran emeklilerin, işçilerin dertlerine derman olacak rasyonel ve güçlü bir muhalefet diliyle çok rahat kapatılabilirdi.
Ancak ne yapıldı? CHP’deki genel başkan değişimiyle başlayan süreç, birleştirici olmak bir yana, adeta bir tasfiye ve dağılma sürecine dönüştü. Muhalefet, bırakın eski ittifak ortaklarını bir arada tutmayı, kendi evinin içindeki yangını söndürmeyi bile beceremedi. Önce Millet İttifakı’nın bileşenleri birer birer kurumsal yapıdan uzaklaştırıldı, ardından partinin kendi içindeki "Butlan kararı" gibi iç hukuk krizleri ve kurultay tartışmalarıyla muhalefet kendi kendini içeriden kemirmeye başladı.
Gerçek şu ki: Kendi içinde birliği, barışı ve ortak vizyonu sağlayamayan bir yapının, ülkeye huzur ve istikrar vadetmesi inandırıcı olamaz.
Siyaset boşluk kabul etmez. Ana Muhalefet Partisi’nin kendi iç çekişmelerine gömüldüğü, ittifak potansiyelini elinin tersiyle ittiği her gün, aslında mevcut iktidarın ömrünü uzatmaya hizmet ediyor.
CHP ve diğer muhalefet aktörleri bir an önce bu "küçük olsun benim olsun" vizyonsuzluğundan sıyrılmak zorundadır. Kendini toparlamış, egolarından arınmış ve diğer muhalif unsurlarla "tek yürek" olmayı başarmış bir muhalefet bloku kurulmadığı müddetçe, Cumhur İttifakı’nın seçim kazanmak için olağanüstü bir çaba sarf etmesine bile gerek kalmayacaktır.
Unutulmamalıdır ki; dağınık bir muhalefet, iktidarın en büyük lütfudur. Ve bu kafa yapısı değişmediği sürece, Cumhur İttifakı bu ülkeyi yönetmeye daha çok uzun yıllar devam edecektir.
Kalın sağlıcakla…