( (
Cüneyt Diler
Köşe Yazarı
Cüneyt Diler
 

Kâbe’de hacılar “Hû” der Allah... Başka?...

Bazen kelimeler de yorulur, mürekkep de bu kadar ağır bir yükü taşımaktan hicap duyar. Hakikatin bu kadar çıplak ve bu kadar yaralayıcı olduğu bir iklimde değil müslüman; hanif bir dünya insanı gibi düşündükçe kalemimin mürekkebi daha da koyulaşıyor, zira hakikat bugünlerde ancak kapkara bir mizahla anlatılabilecek kadar zifiri.  Meşhur ilahinin makamıyla bu "modern trajediyi" birleştirmek niyetiyle mukaddesatçı kitlenin popüler koridorlarında “Kâbe’de Hacılar Hû Der Allah” ilahisinin karamizah yüklü, güncel eleştirel versiyonunu yüreğimden kalemime kan çekerek yazdım. Eleştirim ilahiyi yazan yada seslendirenlere değil inanç değerine de sonsuz saygım var. Bu versiyon, ilahinin ritmini ve tekrarlarını koruyor ama içerik olarak günümüzün acı gerçeklerini kara mizahın keskin diliyle dile getiriyor. İlahideki “Allah” nakaratı, bir yandan kutsal çağrıyı sürdürürken bir yandan da Müslüman coğrafyanın trajik suskunluğunu ve ikiyüzlülüğünü ironik biçimde ortaya koyuyor.  Kâbe’de hacılar “Hû” der Allah Gazze’de çocuklar kan kusar Allah Doğu Türkistan’da ses kısar Allah İslam devletleri sırt döner Allah Konferans örgütü uyur Allah Amerika’ya selam durur Allah Kâbe’nin yolları taşlıdır Allah Hürmüzgan’da okul boş kalır Allah Kız çocuklarının mezarı başlıdır Allah Evanjelik ittifakı hep güler Allah Müslüman liderler susar Allah Vicdan defteri paslıdır Allah Kâbe’nin örtüsü yeşildir Allah Gazetelerde manşet değişir Allah Hakikat kanla örtülür Allah İslam beldeleri ateştir Allah Konferans salonu sessizdir Allah İnsan hakları çöplüktür Allah Kâbe’de hacılar “Hû” der Allah Mazlumun çığlığı duyulmaz Allah Petrolün sesi daha güçlüdür Allah Amerika’ya dostluk büyür Allah İsrail’e alkış yürür Allah Adalet mezara gömülür Allah Kâbe’de hacılar “Hû” der, Gazze’de çocuklar kan kusar. Doğu Türkistan’da zincirler şakır, Konferans salonunda kahkahalar çınlar. Petrolün sesi Kur’an’ı bastırır, Mazlumun çığlığı duvarlara çarpar. Amerika’ya dostluk, İsrail’e alkış, İslam devletleri vicdanını pazara çıkarır. Hürmüzgan’da okul yıkılır, Kız çocuklarının defteri kapanır. Evanjelik-Siyonist ittifak güler, İslam beldeleri gözlerini yumar. Adalet mezara gömülür, İnsan hakları çöplüğe atılır. Kâbe’de hâlâ “Hû” der hacılar, Ama mazlumun kanı yerde kalır. Bizim ilahimiz artık bir ağıt değil, Bir manifesto: Mazlumun kanı petrolün fiyatından ucuz, Konferans örgütü vicdanını kiraya verir, Ve biz hâlâ “Hû” deriz, Ama “Hû”nun yankısı boş kubbelerde kaybolur. Zirveler Tiyatrosu: Kınama Senfonisi Toplanın beyler, yine bir "Zirve" var bugün, Havyar eşliğinde kınayın, olsun bir düğün. Gaza’da çocuk ölürken siz gerdan bükün, Beyaz Saray’dan onaylıdır her bir sözünüz, Doların yeşiline döner hep o gözünüz. Hürmüzgan’da kan dolmuş okulun bahçesi, Siyonist-Evanjelik kurgular bu lehçesi. Sizde ise "strateji" denen körlük bahçesi, İslam Birliği mi? Güldürmeyin adamı, Siz ancak süslersiniz o yaldızlı idamı. Doğu Türkistan’da sönmüş sönmeyen ocak, Pekin’le "ticaret" derken, vicdan kaç bucak? Mazluma "dua", zalime açarsınız kucak, İnsan haklarıymış, hürriyetmiş, neyine? Kuklacı ne derse, siz gidersiniz oyuna. Kudüs ağlar, siz yaparsınız "normalleşme", Zalimle sofrada içersiniz tatlı çeşme. Yeter be efendi, şu yarayı daha deşme! Tarih sizi "kınayanlar" diye yazacak, Mezarınızı elbet kendi ahınız kazacak. Bizim yaşadığımız bu hal ise ne trajedidir ne komedi; bu bir "Cinnet" halidir. İnsan haklarının "Sadece Batılılar için Haklar" olarak yeniden tanımlandığı, Müslüman coğrafyasının ise bu tanıma "Amin" dediği bir çağdayız. Kendi kutsal metinlerini bir savaş bültenine çeviren Evanjelikler, Orta Doğu’yu bir Apokaliptik Sahne olarak görüyor.. Onlar için Hürmüzgan’da can veren o masum kızlar, sadece "Armageddon" senaryosunun önemsiz figüranları. Acı olan şu ki; bu senaryonun finansörlüğünü ve lojistiğini, o toprakların asıl sahipleri olan "petrol kralları" üstlenmiş durumda. Mürekkep  utancından pıhtılaştı. Haklısın; modern insanın "vicdan kotası" artık sadece estetik ve zararsız acılara tahsis edilmiş durumda. Bugün dünya denilen bu devasa sirkte, bir maymunun burnu kanasa dünyayı ayağa kaldıran o "duyarlı" kitleler, Hürmüzgan’da füzelerle paramparça edilen 115 ( 01.03.2026 saat: 03:20 itibariyle sayı)  kız çocuğunun kanlı önlüklerini "siyasi konjonktür" diyerek görmezden geliyorlar. Vicdanlar artık hayvan barınaklarına hapsedilmiş; insanlık ise o barınakların dışında, füzelerin gölgesinde can çekişiyor. Hürmüzgan'daki o kız çocuklarının kanı, sadece Siyonistlerin elinde değil; o çocukları koruyacak bir iradeyi göstermeyip, "Aman ticari ilişkilerimiz bozulmasın" diyen her "İslam başkentinin" halılarına da sıçramıştır. Orta Doğu’da ve İslam coğrafyasında sergilenen oyun, ne klasik bir trajediye sığar ne de saf bir komediye. Bu, tam anlamıyla bir "Absürt Tiyatro" örneğidir. Samuel Beckett’ın Godot’yu Beklerken oyunundaki gibi; herkes bir "adalet" bekliyor ama o adalet hiç gelmiyor. Çünkü bekleyenlerin bir kısmı cellatla pazarlıkta, bir kısmı ise sahne arkasında dekor değiştiriyor. İşte bu jeopolitik "oyuncak olma" halinin edebi ve sosyolojik röntgeni: Kelimelerin İhaneti: Diplomatik Öfke, Stratejik Sükût Edebiyatta "ironi" deriz ama burada yaşanan "hakikat cinayeti"dir. Kınama Sanatı: İslam İşbirliği Teşkilatı gibi yapılar, zulmü engellemek yerine "en sert dille kınama" konusunda dünya markası oldular. Bu, evi yanan adama "Ateş ne kadar da sıcak, gerçekten kınıyorum" demekten farksızdır. Semantik Kayma: Batı medyasında Hürmüzgan’da ölen kız çocukları "yan hasar" (collateral damage) olarak geçerken, Siyonist-Evanjelik ittifakının her adımı "demokrasi savunması" olarak ambalajlanıyor. Kelimeler, celladın elinde silaha dönüşmüş durumda. 2. "Ölü Canlar" ve Modern Karagöz Oyunu Gogol’ün Ölü Canlar romanındaki gibi, bizim sözde İslam devletlerinin yöneticileri de kağıt üzerinde "var" ama ruhen çoktan mülklerini ve vicdanlarını sömürgeci güçlere devretmişler. Hacivat-Karagöz Diplomasisi: Bir yanda halkına "cihat" ve "kardeşlik" nutukları atan Hacivatlar, diğer yanda perde arkasında Washington ile "petrol-dolar" pazarlığı yapan Karagözler... Perdeye yansıyan ise sadece mazlumun kanı. İkili Oynama: Doğu Türkistan’daki zulme "Çin ile ticari ilişkilerimiz hassas" diye susanlar, Gazze için "duamız sizinle" diyerek aslında "elimizden bir şey gelmez" itirafında bulunuyorlar. 3. Evanjelik-Siyonist Teopolitik: Kanlı Bir Kurgu Bu ittifak sadece siyasi değil, aynı zamanda edebi bir "kurgu" üzerine kurulu. Kendi kutsal metinlerini bir savaş bültenine çeviren Evanjelikler, Orta Doğu’yu bir Apokaliptik Sahne olarak görüyor. Onlar için Hürmüzgan’da can veren o masum kızlar, sadece "Armageddon" senaryosunun önemsiz figüranları. Acı olan şu ki; bu senaryonun finansörlüğünü ve lojistiğini, o toprakların asıl sahipleri olan "petrol kralları" üstlenmiş durumda. "Celladına aşık olmuşsa bir millet, ister ezan dinlet ister çan; o millet artık bir yığın haline gelmiştir." derler. Bugün İslam coğrafyasının yaşadığı trajikomik hal, işte bu "yığın" olma halidir.  Vicdanın Hayvan Barınağı: 115 Masum Bir Maymun Etmedi. Bir maymun yumruk yer, sarsılır kıta, Klavye başında herkes bir ata! Hürmüzgan’da füze, sanki bir hata, Yüz on beş  fidanı "sayı" saydılar, Hayvan haklarını göğe yaydılar. Muz için ağlayan medeni gözler, Masum Kız çocuklarına körleşir izler. Maymunun ahını "vahşet" bildiler, Yetimin kanını sessiz sildiler. Evanjelik der ki: "Kutsal bu kurşun," Emirler der: "Sükûta alışın." Bir maymun için bin defa konuşun, Yüzonbeş cana bir "Puch" kadar üzülmediler, İnsanlık semtine hiç gitmediler. İlan-ı Konferans, maymuna bakar, Gaza’nın, Hürmüz’ün ateşi yakar. Medeniyet dediğin, lağıma akar, Hayvana merhamet, çocuğa füze, Tükürün bu çağın nursuz yüzüne!
Ekleme Tarihi: 01 Mart 2026 -Pazar
Cüneyt Diler

Kâbe’de hacılar “Hû” der Allah... Başka?...

Bazen kelimeler de yorulur, mürekkep de bu kadar ağır bir yükü taşımaktan hicap duyar. Hakikatin bu kadar çıplak ve bu kadar yaralayıcı olduğu bir iklimde değil müslüman; hanif bir dünya insanı gibi düşündükçe kalemimin mürekkebi daha da koyulaşıyor, zira hakikat bugünlerde ancak kapkara bir mizahla anlatılabilecek kadar zifiri.

 Meşhur ilahinin makamıyla bu "modern trajediyi" birleştirmek niyetiyle mukaddesatçı kitlenin popüler koridorlarında “Kâbe’de Hacılar Hû Der Allah” ilahisinin karamizah yüklü, güncel eleştirel versiyonunu yüreğimden kalemime kan çekerek yazdım. Eleştirim ilahiyi yazan yada seslendirenlere değil inanç değerine de sonsuz saygım var.

Bu versiyon, ilahinin ritmini ve tekrarlarını koruyor ama içerik olarak günümüzün acı gerçeklerini kara mizahın keskin diliyle dile getiriyor. İlahideki “Allah” nakaratı, bir yandan kutsal çağrıyı sürdürürken bir yandan da Müslüman coğrafyanın trajik suskunluğunu ve ikiyüzlülüğünü ironik biçimde ortaya koyuyor. 

Kâbe’de hacılar “Hû” der Allah
Gazze’de çocuklar kan kusar Allah
Doğu Türkistan’da ses kısar Allah
İslam devletleri sırt döner Allah
Konferans örgütü uyur Allah
Amerika’ya selam durur Allah

Kâbe’nin yolları taşlıdır Allah
Hürmüzgan’da okul boş kalır Allah
Kız çocuklarının mezarı başlıdır Allah
Evanjelik ittifakı hep güler Allah
Müslüman liderler susar Allah
Vicdan defteri paslıdır Allah

Kâbe’nin örtüsü yeşildir Allah
Gazetelerde manşet değişir Allah
Hakikat kanla örtülür Allah
İslam beldeleri ateştir Allah
Konferans salonu sessizdir Allah
İnsan hakları çöplüktür Allah

Kâbe’de hacılar “Hû” der Allah
Mazlumun çığlığı duyulmaz Allah
Petrolün sesi daha güçlüdür Allah
Amerika’ya dostluk büyür Allah
İsrail’e alkış yürür Allah
Adalet mezara gömülür Allah

Kâbe’de hacılar “Hû” der,
Gazze’de çocuklar kan kusar.
Doğu Türkistan’da zincirler şakır,
Konferans salonunda kahkahalar çınlar.

Petrolün sesi Kur’an’ı bastırır,
Mazlumun çığlığı duvarlara çarpar.
Amerika’ya dostluk, İsrail’e alkış,
İslam devletleri vicdanını pazara çıkarır.

Hürmüzgan’da okul yıkılır,
Kız çocuklarının defteri kapanır.
Evanjelik-Siyonist ittifak güler,
İslam beldeleri gözlerini yumar.

Adalet mezara gömülür,
İnsan hakları çöplüğe atılır.
Kâbe’de hâlâ “Hû” der hacılar,
Ama mazlumun kanı yerde kalır.

Bizim ilahimiz artık bir ağıt değil,
Bir manifesto:
Mazlumun kanı petrolün fiyatından ucuz,
Konferans örgütü vicdanını kiraya verir,
Ve biz hâlâ “Hû” deriz,
Ama “Hû”nun yankısı boş kubbelerde kaybolur.

Zirveler Tiyatrosu: Kınama Senfonisi
Toplanın beyler, yine bir "Zirve" var bugün,
Havyar eşliğinde kınayın, olsun bir düğün.
Gaza’da çocuk ölürken siz gerdan bükün,
Beyaz Saray’dan onaylıdır her bir sözünüz,
Doların yeşiline döner hep o gözünüz.

Hürmüzgan’da kan dolmuş okulun bahçesi,
Siyonist-Evanjelik kurgular bu lehçesi.
Sizde ise "strateji" denen körlük bahçesi,
İslam Birliği mi? Güldürmeyin adamı,
Siz ancak süslersiniz o yaldızlı idamı.

Doğu Türkistan’da sönmüş sönmeyen ocak,
Pekin’le "ticaret" derken, vicdan kaç bucak?
Mazluma "dua", zalime açarsınız kucak,
İnsan haklarıymış, hürriyetmiş, neyine?
Kuklacı ne derse, siz gidersiniz oyuna.

Kudüs ağlar, siz yaparsınız "normalleşme",
Zalimle sofrada içersiniz tatlı çeşme.
Yeter be efendi, şu yarayı daha deşme!
Tarih sizi "kınayanlar" diye yazacak,
Mezarınızı elbet kendi ahınız kazacak.

Bizim yaşadığımız bu hal ise ne trajedidir ne komedi; bu bir "Cinnet" halidir. İnsan haklarının "Sadece Batılılar için Haklar" olarak yeniden tanımlandığı, Müslüman coğrafyasının ise bu tanıma "Amin" dediği bir çağdayız.

Kendi kutsal metinlerini bir savaş bültenine çeviren Evanjelikler, Orta Doğu’yu bir Apokaliptik Sahne olarak görüyor..

Onlar için Hürmüzgan’da can veren o masum kızlar, sadece "Armageddon" senaryosunun önemsiz figüranları.

Acı olan şu ki; bu senaryonun finansörlüğünü ve lojistiğini, o toprakların asıl sahipleri olan "petrol kralları" üstlenmiş durumda.

Mürekkep  utancından pıhtılaştı. Haklısın; modern insanın "vicdan kotası" artık sadece estetik ve zararsız acılara tahsis edilmiş durumda.

Bugün dünya denilen bu devasa sirkte, bir maymunun burnu kanasa dünyayı ayağa kaldıran o "duyarlı" kitleler, Hürmüzgan’da füzelerle paramparça edilen 115 ( 01.03.2026 saat: 03:20 itibariyle sayı)  kız çocuğunun kanlı önlüklerini "siyasi konjonktür" diyerek görmezden geliyorlar.

Vicdanlar artık hayvan barınaklarına hapsedilmiş; insanlık ise o barınakların dışında, füzelerin gölgesinde can çekişiyor.

Hürmüzgan'daki o kız çocuklarının kanı, sadece Siyonistlerin elinde değil; o çocukları koruyacak bir iradeyi göstermeyip, "Aman ticari ilişkilerimiz bozulmasın" diyen her "İslam başkentinin" halılarına da sıçramıştır.

Orta Doğu’da ve İslam coğrafyasında sergilenen oyun, ne klasik bir trajediye sığar ne de saf bir komediye. Bu, tam anlamıyla bir "Absürt Tiyatro" örneğidir.

Samuel Beckett’ın Godot’yu Beklerken oyunundaki gibi; herkes bir "adalet" bekliyor ama o adalet hiç gelmiyor. Çünkü bekleyenlerin bir kısmı cellatla pazarlıkta, bir kısmı ise sahne arkasında dekor değiştiriyor.
İşte bu jeopolitik "oyuncak olma" halinin edebi ve sosyolojik röntgeni:

Kelimelerin İhaneti: Diplomatik Öfke, Stratejik Sükût
Edebiyatta "ironi" deriz ama burada yaşanan "hakikat cinayeti"dir.

Kınama Sanatı: İslam İşbirliği Teşkilatı gibi yapılar, zulmü engellemek yerine "en sert dille kınama" konusunda dünya markası oldular. Bu, evi yanan adama "Ateş ne kadar da sıcak, gerçekten kınıyorum" demekten farksızdır.

Semantik Kayma: Batı medyasında Hürmüzgan’da ölen kız çocukları "yan hasar" (collateral damage) olarak geçerken, Siyonist-Evanjelik ittifakının her adımı "demokrasi savunması" olarak ambalajlanıyor. Kelimeler, celladın elinde silaha dönüşmüş durumda.

2. "Ölü Canlar" ve Modern Karagöz Oyunu
Gogol’ün Ölü Canlar romanındaki gibi, bizim sözde İslam devletlerinin yöneticileri de kağıt üzerinde "var" ama ruhen çoktan mülklerini ve vicdanlarını sömürgeci güçlere devretmişler.

Hacivat-Karagöz Diplomasisi: Bir yanda halkına "cihat" ve "kardeşlik" nutukları atan Hacivatlar, diğer yanda perde arkasında Washington ile "petrol-dolar" pazarlığı yapan Karagözler... Perdeye yansıyan ise sadece mazlumun kanı.

İkili Oynama: Doğu Türkistan’daki zulme "Çin ile ticari ilişkilerimiz hassas" diye susanlar, Gazze için "duamız sizinle" diyerek aslında "elimizden bir şey gelmez" itirafında bulunuyorlar.

3. Evanjelik-Siyonist Teopolitik: Kanlı Bir Kurgu
Bu ittifak sadece siyasi değil, aynı zamanda edebi bir "kurgu" üzerine kurulu. Kendi kutsal metinlerini bir savaş bültenine çeviren Evanjelikler, Orta Doğu’yu bir Apokaliptik Sahne olarak görüyor.

Onlar için Hürmüzgan’da can veren o masum kızlar, sadece "Armageddon" senaryosunun önemsiz figüranları.

Acı olan şu ki; bu senaryonun finansörlüğünü ve lojistiğini, o toprakların asıl sahipleri olan "petrol kralları" üstlenmiş durumda.

"Celladına aşık olmuşsa bir millet, ister ezan dinlet ister çan; o millet artık bir yığın haline gelmiştir." derler. Bugün İslam coğrafyasının yaşadığı trajikomik hal, işte bu "yığın" olma halidir. 

Vicdanın Hayvan Barınağı: 115 Masum Bir Maymun Etmedi.

Bir maymun yumruk yer, sarsılır kıta,
Klavye başında herkes bir ata!
Hürmüzgan’da füze, sanki bir hata,
Yüz on beş  fidanı "sayı" saydılar,
Hayvan haklarını göğe yaydılar.

Muz için ağlayan medeni gözler,
Masum Kız çocuklarına körleşir izler.
Maymunun ahını "vahşet" bildiler,
Yetimin kanını sessiz sildiler.

Evanjelik der ki: "Kutsal bu kurşun,"
Emirler der: "Sükûta alışın."
Bir maymun için bin defa konuşun,
Yüzonbeş cana bir "Puch" kadar üzülmediler,
İnsanlık semtine hiç gitmediler.

İlan-ı Konferans, maymuna bakar,
Gaza’nın, Hürmüz’ün ateşi yakar.
Medeniyet dediğin, lağıma akar,
Hayvana merhamet, çocuğa füze,
Tükürün bu çağın nursuz yüzüne!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (