( (
Ümit Yardım
Köşe Yazarı
Ümit Yardım
 

Afganistan’da Yeni Bir Döneme Geçilirken…

Bu seçkin sitede yer alan, 21 nisan 2021 tarihli makalemizinbaşlığının  “Afganistan’da yeni bir dönem başlarken..” olduğu hatırlanacaktır. ( http://ipekyoluhaber.net/yazar-afganistan-da-yeni-bir-donem-baslarken-664.html ) Bu yazımızın başlığı ve konusu ise görüleceği gibi, ilk yazımızın devamı niteliğinde,  “Afganistan’da yeni bir döneme geçilirken…” olmaktadır. Zira aradan geçen dönemde başdöndürücü hızda  önemli gelişmeler yaşanmıştır ve bu dost ülkede artık yeni bir döneme geçilmiş olmaktadır. Bu yeni dönem sadece ülkenin iç dinamiklerini değil bütün yakın/uzak komşularını da etkilemektedir  ve Türkiye de bunlardan biridir. Ve bu etkileşim gelişmelerin seyrine göre daha da artacaktır.   I.ABD Başkanı Biden, adaylık döneminden itibaren çeşitli vesilelerle, son olarak da  14 nisan 2021 günü; Afganistan’da  ilanihaye bir ABD varlığının söz konusu olamayacağını, ABD’nin en başında belirlediği  hedeflerine esasen ulaştığını, Afgan konusunun bugüne kadar dört  ABD Başkanının  da gündeminde olduğunu, ancak kendisinin bu dosyayı bir başka  Başkana  devretmeyeceğini ve  ülkeden geri çekilişi gerçekleştireceğini açıkladığında artık bölgede radikal bir değişimin ve yeni bir siyasi durumun görüleceğinin vebu çerçevede her türlü senaryonun söz konusu olabileceğinin de ilk işareti verilmiş olmaktaydı. Ülke içinde ve dışında bütün taraflar buna hazırlıklı olmalıydı. Nitekim bundan sonraki günlerde de  birçok gelişme peş peşe yaşandı. Bugün artık  NATO ve ABD güçlerinin bulunmayacağı bir Afganistan’ı nasıl bir geleceğin beklemekte olduğu tartışılıyor.   II.Dost Afganistan yüzyıllardırçeşitli işgallere karşı başarılı ve efsanevi   direniş göstermiş bir ülkedir. Bu direniş mücadelesinin tarihi uzundur ve bir makalenin kapsamı bunları anlatmaya yetmez. Yine de; ülkedeki İngiliz, Rus işgallerinin, komunist darbeler döneminin, ardından gelen iç savaşın, 1996’da Taliban yönetiminin iktidara gelişinin ve   2001’de de bugünlere kadar süren ABD varlığının başlamasının bilhassa hatırlanması gerekir. Bütün bu dönemler geride milyonlarca ölüm, yıkım, iç savaş, fakirlik bırakmış, Afganistan birçok devlet ve gücün çatışma odağına dönüşmüştür.Sadece (şimdi tarihe karışmış olan) SSCB/ Kızılordu işgalinin ağır ve trajik mirasının 1-1.5milyon ölüm olduğu söyleniyor.   Bugünün yeni ve karışık siyasi ortamında, ABD/NATO güçlerinin büyük ölçüde tamamlanmış  çekilmesiyle birlikte oluşmaya başlayan güç boşluğunu doldurmaya aday Pakistan, Rusya, Çin, Hindistan vb. kayda değer sayıda devlet şimdiden kollarını sıvamış durumdalar ve siyasi, askeri faaliyetlerini artırarak sürdürüyorlar.Öte yandan ABD’nin de bölgeden topyekun  el çekmesinin olmayacağı, askerlerini çekmiş de olsa bölgedeki konumunu çeşitli araçlarla devam ettireceği, büyük stratejik önemi haiz bölgenin rakip güçlerce doldurulması teşebbüslerine  açık kapı bırakmayacağı da muhakkaktır. Nitekim, gerek NATO haziran zirvesi kararları, gerek aynı zirvede onaylanan NATO 2030 Belgesinin hedefleri arasında tehdit kaynağı gösterilen Rusya ve ÇHC ile  mücadele de var. Terörle mücadele isekeza  en önemli önceliklerdendir ve Afganistan tecrübesi hatırlatılmaktadır. Bu çerçevede, belirttiğimiz gibi,  bölgenin batılı güçlerce süratle ve  topyekun boşaltılmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. ABD esasen halihazırda Afgan ordu bütçesinin önemli bir bölümünü de karşılamakta, eğitim programları, askeri yardımlar, lojistik destek vb. vermektedir. Öte yandan yine bu dönemde  ABD’de çeşitli çevrelerinden Başkan Biden’a  Afganistan  politikalarını gözden geçirmesi, Taliban’a karşı mücadelesinde hükümete desteğini artırması çağrılarının  arttığını da görmekteyiz.  Ülkeyle ilgili çeşitli senaryolar uzun ve yıpratıcı bir iç savaş sürecinin yaşanacağı yönündedir. Ülke’de  iktidar paylaşımının geleceğine dair Doha görüşmeleri sonuçsuz kaldığı gibi, Taliban ile  Kabil hükümetinin karşılıklı tehditleri de bu çabaları  gölgede bırakıyor. Umarız siyasi/ diplomatik süreç barışçı ve meşru  bir geçişi sağlar, huzur, istikrar ve refah hakim olur.   Yine bu dönemde bölgede etki kurmak,muhtemel bir iç savaşı manipule etmek, olumsuz sonuçlarından etkilenmemek isteyen bütün ilgili taraflar Taliban’la çeşitli zeminlerde bir araya gelmeyi de sürdürüyorlar. Bu aktörler arasında geçtiğimiz hafta Talibanla görüşen tarafsız Türkmenistan’ın da  yer alması gerçekten  ilginç.  Bölgede askeri tatbikatlar (Rusya, Özbekistan, Tacikistan vb.)  gövde gösterileri de yapılıyor.   Taliban ise geçmişten bugüne değiştiğini, başta Afgan halkı ve komşuları olmakla bütündünyaya eski ideolojik radikalliğinin kalmadığına iknaya gayret ediyor. Bunda ne ölçüde başarılı olabileceğini bilmek ise zor zira Taliban içinde farklı görüş ve gruplar da mevcut. Herhalukar da zor ve karmaşık  bir süreç. Ülke içi ve dışında birçok kesim  bilhassa kadın hakları konusunda Taliban’dan endişe etmeyi sürdürüyor. Birçok yönden haklı endişeler zira, örneğin,  son dönemde Afganlı kızların okullaşma, devlet yönetiminde yer alma, istihdam vb.  oranında  büyük bir  artış sağlandı, anayasada özel düzenlemeler yapıldı  ve bu durum geçmiş Taliban yönetimi tecrübesine kıyasla büyük bir farklılık gösteriyor.   III.Bugünlerde Afganistan denilince akla öncelikle  Afganistan iç savaş senaryoları  ve ülkemize yönelik sınır geçişleri geliyor. Göç konuları gerçekten zor, karışık ve hassastır. Göçle bağlantılı  sorunlar da buzdağının sadece görünür yüzü mahiyetindedir.   Uzak/yakın tarihte de örnekleri sıkça görülmüş olmakla birlikte,  bugün göç  çok farklı unsurlar taşır,  gelecekte de, tıpkı iklim, çölleşme, kuraklık gibi  insanlığınönündeki en hassas ve kapsamlı dosyalardan birini teşkil edecektir.Göç alanının  kendine has terminolojisi, sözleşmeleri, devletlerin dahili ve harici  düzenleme ve yükümlülükleri  bulunmaktadır. Kesin sayılar bilinemese de bugün için dünyada 250 milyona yakın göçmen, 30 milyon kadar da  mülteci statüsünde insan bulunduğu tahmin edilebilir. Milyonlarca çocuk da ana babasız ve refakatsız durumdadır ve gayri insani şartlarda yaşamaktadır.   Göçmenler ve mülteciler hukuku epeyce eski olmakla birlikte Türkiye’nin de taraf olduğu ve takibini BM MYK’nin yaptığı 1951 Cenevre Mültecilerin Durumuna Dair Sözleşme  ile bunun kapsamını genişleten  1967 Protokolüana  metinlerdir. Türkiye her ikisine de taraftır. Ancak Sözleşmenin de verdiği tercih  hakkı çerçevesinde Sözleşme’ye coğrafi kısıtlamayla dahil olmuştur. (Doğu’dan gelen göçmenlere mülteci statüsünün tanınmaması) Uluslararası, bölgesel ve ikili   düzeyde bakıldığında AB uyum sürecimiz (24.fasıl; adalet ve güvenlik faslı gibi),   15 kadar ülke ile geri kabul anlaşmalarımız,  (sözleşme mahiyetinde  olmasa bile  yine de dikkate alınması gereken ilke ve hedefleri belirleyen) Güvenli, Sistemli ve Düzenli Göç için Küresel Mutabakat, Uluslararası Göç  Örgütü üyeliğimiz, AK/AİHM yükümlülüklerimiz, insan ticaretinin önlenmesine yönelik çeşitli anlaşmalar devletlerin bu alandaki sorumluluklarının  çerçevesini çizer. İç hukuk bakımından bakıldığında ise her şeyden önce bir devletin egemenliğinin ana unsurlarından birinin sınır güvenliği olduğunun öncelikle hatırlanması gerekir. Pasaport kanunu, yabancılar ve uluslararası koruma kanunu (2013/6458)  ve geçici koruma yönetmeliği (2014) ve diğer çeşitli hukuki düzenlemeler bu konudaki çerçeveyi çizmektedir.   Belirttiğimiz gibi, Mülteci tanımı, hakları, devletlerin ve mültecilerin yükümlülükleri vb. 1951 Sözleşmesi ile kapsamlı şekilde yapılmıştır. Türkiye bu Sözleşmede mülteci tanımına dair coğrafi bir bildirimde bulunduğundan  doğudan gelen sığınmacılar için  mülteci değil şartlı mülteci tanımı kullanılır ve bu kişilere  3. bir ülkeye yerleşinceye kadar Türkiye’de kalmalarına imkan tanır.  Bu kategorilerden başka ikincil koruma hakkını haiz göçmenler de olabilir. Bütün bu kategorilere göre göçmenlerin barınma, geri dönüştalep etme, seyahat belgesi alma, tedavi görme, eğitim, karşılılıktan muafiyet vb. çeşitli hakları tanınmıştır. Türkiye’ye yönelik  çeşitli kanallardan (örneğin Uluslararası Af Örgütü’nün ağustos 2016 tarihli çağrısı) şartlı mülteci statüsünün kaldırılması, 1951 Sözleşmesindeki bildiriminin kaldırılması yönünde baskılar da yapılmaktadır. Ancak bilinmesi gerekir ki esasen  şartlı mültecilerle ilgili olarak gerekli düzenlemeler iç hukukumuzda kapsamlı şekilde yapılmıştır. (6458 sayılı yabancılar ve uluslararası koruma kanunu) dolayısıyla bu çağrı, hatta (AB yükümlülüğü çerçevesinde) baskıların siyasi vechesi göz ardı edilmemelidir.   Düzensiz göç herşeyden önce insan kaçakçılığı, yaşam hakkının zedelenmesi, insan istismarı, ucuz işgücü vb. demektir. Kayıt dışılık, güven boşluğu demektir. Bir devletin egemenliği bakımından  sınırların korunması, vize, giriş çıkışların düzenlenmesi vb.  en somut göstergeler olduğu cihetle çeşitli belgelerde de bu egemenlik unsuruna işaret edilmekte, devletlerin düzensiz göçe karşı gerekli gördüğü tedbirleri alma, düzenlemeleri yapma  yetkisivurgulanmaktadır.  Bunlar arasında, örneğin, AİHS (md.5), BMGK kararları (2178 gibi), Küresel Göç Mutabakatı  da sayılabilir.   Konumuz  olmamakla birlikte, göçler/mülteciler gündeme geldiğinde bilhassa Suriyeli göçmenler bakımından Almanya örneği başarılı bir model olarak zaman zaman  zikredilir ve çok sayıda göçmene ev sahipliği yaptığı anlatılır. Bu ülkenin, Türkiye ölçeğinde olmasa bile, milyona yakın Suriyeli  göçmeni ülkesine almakla önemli bir iş yapmış olduğu muhakkaktır. Böylece diğerbazı  Avrupalı ülkelere de ders vermiştir. Bununla birlikte bazı hususların yine de bilinmesinde, her şeyin güllük gülistanlık olmadığının anlaşılmasında   yarar olacaktır. Çoğu Yunan adaları üzerinden gelen Suriyeliler bugün Türkler ve Polonyalılardan sonra ülkenin en büyük üçüncü grubunu teşkil etmektedirler. Almanya bu göçmenlere yönelik epeyce masraf yapmış, örneğin sadece 2018’ de 20 milyar avro harcamıştır.  Her şeyden önce hükümetin ve toplumun Suriyelileri geçici konumlandırmaya daha eğilimli olduğu  ve buna göre yaklaşımlar sergilediği çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Yine  Suriyelilerinsığınma başvurularının yarısına yakını ikincil koruma statüsündedir. Sadece 2016’ da  150 bin kişinin mültecilik başvurusu bu statüde değerlendirilmiştir. Bunun dışında  aile birleşimi de  ülke genelinde aylık 1000 kişi ile sınırlandırılmıştır. Yine Uluslararası Göç Örgütü ve çeşitli STK’ların tepkisine rağmen hükümet mültecilere yönelik gönüllü geri dönüş programı uygulamış, 3500 avroluk destek ve yolculuk masraflarını karşılayarak bazı Suriyelilerin geri dönüşlerini sağlamıştır.   Sonuçta, bugün düzensiz göçlerin önüne geçilmesi, milyonlarca insanın yollarda yaşamlarının yitirmemesi, trajik sonuçlarla karşılaşılmaması  için ikili, bölgesel ve uluslararası düzeyde güçlü bir işbirliğine ihtiyaç varken, küresel ölçekte işgallerin, yenisömürgeciliğin, iç savaşların bitmesinin de   son derece önemli olduğunun, aksi takdirde bu dramların önümüzdeki on, hatta yüzyıllar boyunca çözümsüz şekilde süreceğinin de bilinmesi gerekir.   IV. Afganistan’dan yeni göç akımları; Son dönemlerde sınırlarımızdan  ciddi bir düzensiz  göçmen akışının yaşandığı görülüyor. İlgili resmi makamların yeterince açık ve aydınlatıcı  açıklamaları olmadığından sağlıklı değerlendirmelerin yapılması da zorlaşıyor. Gelenler kimlerdir, savaştan mı kaçmaktadırlar, geliş motivasyonları ekonomik nedenler midir, yoksa bazı örtülü ikili/üçlü mutabakatlar mı bu insanları Türkiye’ye yöneltmektedir. Yine sağlıksız veriler nedeniyle kamuoyumuzda spekülasyonların gerçek bilgilere göre daha hakimolduklarını da izliyoruz.Resmi makamlar bu yıl içinde düzensiz göçle 30 bin kadar Afganlının ülkemize geldiğini belirtiyorlar. Bazı kaynaklar da son günlerde ortalama 500-2 bin civarında Afganlının düzensiz şekilde ülkemize girdiklerini ileri sürüyorlar. Öte yandan halihazırda ülkemiz içinde bulunan, farklı ülkelerden gelmiş göçmen grupların zaman zaman kendi aralarında da gerginlik, hatta çatışmalar  yaşadıkları yönündeki haberler ise ayrı bir sosyolojik soruna işaret etmektedir.   Kilometrelerce duvar, kameralı koruma sistemi, 700 km.’ ni  aşkın elektronik optik kuleler, binlerce güvenlik mensubu ile korunan sınırlardan bu geçişlerin nasıl vuku bulduğu soruları  her türlü değerlendirmeye de zemin hazırlıyor.   Son dönemlerde Afganlı göçmenler konusunda bir nevi pandoranın kutusunun açıldığı da Beyaz Saray yetkililerinin geçtiğimiz hafta içindeki açıklamalarıyla görüldü.ABD yetkilileriAfganistan’da  ABD ile yakın işbirliği içinde çalışan tercüman, yardımcı vb. gruplar öncelikli olmakla ABD kuruluşlarında çalışan, ABD fonlu projelerde görev yapan Afganlıların da  ABD’ne transferlerine  yardımcı olacaklarını ancak bu ikinci kesime mensup şahısların  vize işlemlerini komşu ülkelerde yapabilmeleri için geçişlerini kendilerinin sağlamaları gerektiğini (dolayısıyla düzensiz göçle Türkiye’ye gelişleri) açıklamaları yeni dalganın bundan mı kaynaklandığı sorularını da beraberinde getirdi. Bu yönde bir mutabakat mevcutsa son günlerdeki Afganlı akımının nedenlerinin kısmen açıklanması mümkün oluyor.   Tabiî ki, klasik ekonomik, işsizlik, İran’ın itelemesi gibi nedenler de bu göçmen dalgaları sözkonusu olduğunda her zaman geçerlidir. Ülkede 30 milyon civarında yardıma muhtaç insanın bulunduğu dikkate alındığında her türlü faktör önem taşımaktadır. Son göç dalgaları belki de hepsinin ortak sonucudur.   Bu durumda, Afganistan’dan göçmen dalgalarına karşı ne yapmalı sorusu doğal olarak ortaya çıkıyor. Bazı görüşlerimizi şu başlıklarla özetleyebiliriz;   i.Düzensiz göçle mücadelede uluslararası işbirliği ve dayanışma hayatidir. Bu işbirliği yoksa başarı da olmaz. Bu kuruluşların en başında şüphesiz BM gelmektedir. Bu alanda tecrübesi de  bulunan Türkiye’nin geçmişten bugüne  60 bine yakın düzensiz göçmen Afganlıyı BM ile işbirliği içinde ülkelerine geri gönderdiğini biliyoruz.  Myanmar rejiminden kaçarak komşu Bangladeş’e sığınan Rohinga Müslümanlarının durumu da son yıllardaki kitlesel göçler anlamında önemli bir örnektir.   ii. Güvenlik riski yeni gelenler değerlendirilirken  belki en önemli sorundur. Ülkemiz bu tür düzensiz göçlerin getirdiği güvenlik sorunlarını Suriye bağlamında sıkça yaşamıştır. Benzeri sıkıntıların (Kabil havalimanının işletilmesine talip olduğumuz ancak Taliban’ın buna kesinlikle karşı çıktığı da   hatırlanarak) bilhassa Taliban’la ilişkiler bakımından da ileride söz konusu olmaması için güvenlik boyutu, gelenlerin kimler olduğu, hangi amaçlarla sınırlara hücum ettikleri   son derece önemlidir.   iii. Türkiye Afganistan’dan  göçler konusunda  işbirliği yapabileceği çeşitli teşkilatlara da esasen üyedir. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün diyalog ortağıdır. Keza EİTve  İİT her iki ülkenin de üye olduğu kuruluşlardır.   iv.Pakistan önemli bir işbirliği ortağı olabilir. Talibanla yakın ilişkiler, hatta işbirliği  içindedir.Afganistan’dan artık daha fazla göçmen alamayacağını ilan eden Pakistan’ın muhtemel göçleri engellemek üzere Afganistan topraklarında  güvenli  bölgeler kurma hedefi ikili bir  işbirliği alanı olabilir.   v.Afganistan bugün Kolombo Süreci’nin dönem başkanıdır. Türkiye’nin bu dönem başkanlığında Afganistan’ı destekleme imkanlarını araştırması  gerekir.   vi. Uluslararası Göç Örgütü  işbirliği anlamında en önemli kuruluşların başında gelir.  UGÖ’ ne Afganistan’daki faaliyetleri için   maddi desteksağlanabilir.   vii.Afganlıların batıya ve Türkiye’ye düzensiz göçlerinde anahtar ülkelerden biri de şüphesiz İran’dır. İran’la aramızda sınır işlerini düzenlemek üzere geçtiğimiz dönemlerde yapılmış bazı anlaşmalar mevcuttur. Hazaralar gibi  çoğu mezhebi yakınlık içinde olduğu 3 milyona yakın  Afganlıyı misafir ediyor olmakla birlikte, göçmenlere yönelik  gayri insani  uygulamaları da  olmuştur. Örneğin Afganlı mültecileri trajik şekilde Irakla savaşında  kullanmıştır. Bu savaşlarda ölenlerin ailelerinin bir kısmına vatandaşlık  verilse bile bu tür sonradan vatandaşlığın bazı hak kısıtlamaları  bulunmaktadır. Yine İran’ın  zaman zaman Türkiye’ye karşı göçmenleri kullandığı, insanları kitleler halinde sınırlarımıza sürdüğü de bilinmektedir.Dolayısıyla bazı soruların cevapları önemlidir. Yeni Afganlı göç dalgalarında İran faktörü nedir, ülkenin son dönemlerdeki ekonomik vb. sıkıntılarının Afganlıların Türkiye’ye yönelmelerinde etkili olmuş mudur vs.  Kanaatimizce İran’ın bu göçmen kitlelerini  engelleyici değil  yol gösterici ve göçe teşvik edici olması hiç şaşırtıcı gelmemelidir.   Göçmenler, mülteciler ve sığınmacılar diye acil bir gelişme  olur da Avrupa ülkelerinin sesi çıkmaz mı. Mutlaka çıkar. Zira bu akımlar özellikle bu ülkeleri ilgilendirmektedir. Zira göç dalgalarının  hedefi İran, Türkiye ve ardından Avrupa ülkeleridir.Bununla birlikte bu ülkelerin genel yaklaşımları uluslararası işbirliği ve sorumluluğun paylaşılması yerine çeşitli maddi fonlarla göçmenleri yerlerinde, daha doğrusu Türkiye gibi transit ülkelerde tutmaya yöneliktir. Avrupa’ya göre,   göçmenler için Türkiye son durak olmalıdır!Yolculuk burada sona ermeli, ötesi de olmamalıdır. Bunun için 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin çekincelerini de kaldırmalıdır. Bunun sonucunda  Türkiye’nin Asya ve Afrika başta olmakla birçok bölgeden göç akımlarının hedef ülkesine dönüşmesi onların sorunu değildir!Nitekim Almanya, Avusturya, Belçika gibi ülke liderlerinin açıkça yeni Afgan göçmen dalgalarının Türkiye’de tutulması gerektiği yönündeki son açıklamaları tipik ve şaşırtıcı olmayan tutumlardır.    Herhalukarda düzensiz göçe karşı bütün ilgili ülke, kurum ve  kuruluşlarla işbirliği şarttır. Afganistan içinde yaşanabilecek çatışmalar nedeniyle yıl sonuna kadar ülke dışına kaçışların 1-1.2 milyonu bulabileceği endişesi çeşitli uluslar arası kuruluşlarca dile getirilmektedir. Son günlerde ABD başta olmak üzere, Afganistan’daki   bazı büyükelçiliklerin vatandaşlarından ülkeyi acilen terk etmelerini istemeleri ve güvenlik durumunun başkent Kabil’de bile riskli olduğunu belirtmeleri dikkat çekicidir. Bu yeni göç dalgalarının  hedefi ise doğal olarak batı, bu meyanda da ülkemiz olacaktır. Bugünlerde  Taliban’la çatışmaların artması sonucu Nimroz/Zaranc gibi bazı bölgelerden çok sayıda insanın İran’a kaçtığı görülmüştür. Bunu kitlesel göçlerin ilk işaretleri olarak görmek tedbir gereğidir.  Zira bulundukları bölgelerden Türkiye’ye yönelmeleri de beklenmelidir.   IV. Düzensiz göçle mücadele kapsamlı, stratejik bir mücadele gerektirir. Bütünlükten yoksun yaklaşımlar  kalıcı ve çözüm üretici olamaz ve  günlük, anlık tepkiler olarak kalırlar. Burada Hz. Mevlana’nın meşhur hikayesini hatırlamalıyız. Daha önce hiç fil görmemiş, gözleri bağlı   bir grup insan elleriyle file dokunurlar ve  kimi sadece hortumunu, kimi sadece kuyruğunu, kimi de sadece uzun dişini anlatır. Dolayısıyla her biri ancak dokunabildiği kadar fili tarif eder, hiçbirisi bir bütünlük içinde anlatamaz. Zira daha önce hiç fil görmemişlerdir. İşte bu düzensiz göç konusu da böyledir. Sadece tek bir boyutu üzerinden tarif konuyu gerçeklikten uzak tutar. Mücadeleyi zaafa uğratır. Dolayısıyla hukuk, vicdan, plan, strateji vb. her türlü araç bir bütünlük içinde bu mücadelede yeralmalıdır.    Sonuçta devlet aklı ile millet vicdanı göçler/mülteciler  konusunda rehber ilkelerdir. Afganistan kardeş bir ülkedir. Onyıllardır büyük insanlık trajedileri yaşayan  bu ülkenin milli marşında da seslendirildiği gibi, “…sonsuza kadar parlayacağına, mavi gökyüzünde bir güneş gibi ve Asya’nın sinesinde her zaman bir yürek gibi kalacağına…”bizler de inanıyoruz. Umarız barış, huzur, sağduyu, istikrar, refah buralara da gelir, savaşlar sona erer, ülke en kısa zamanda dış güçlerinin çatışma alanı olmaktan kurtulur.
Ekleme Tarihi: 11 Ağustos 2021 - Çarşamba
Ümit Yardım

Afganistan’da Yeni Bir Döneme Geçilirken…

Bu seçkin sitede yer alan, 21 nisan 2021 tarihli makalemizinbaşlığının  “Afganistan’da yeni bir dönem başlarken..” olduğu hatırlanacaktır. ( http://ipekyoluhaber.net/yazar-afganistan-da-yeni-bir-donem-baslarken-664.html ) Bu yazımızın başlığı ve konusu ise görüleceği gibi, ilk yazımızın devamı niteliğinde,  “Afganistan’da yeni bir döneme geçilirken…” olmaktadır. Zira aradan geçen dönemde başdöndürücü hızda  önemli gelişmeler yaşanmıştır ve bu dost ülkede artık yeni bir döneme geçilmiş olmaktadır. Bu yeni dönem sadece ülkenin iç dinamiklerini değil bütün yakın/uzak komşularını da etkilemektedir  ve Türkiye de bunlardan biridir. Ve bu etkileşim gelişmelerin seyrine göre daha da artacaktır.

 

I.ABD Başkanı Biden, adaylık döneminden itibaren çeşitli vesilelerle, son olarak da  14 nisan 2021 günü; Afganistan’da  ilanihaye bir ABD varlığının söz konusu olamayacağını, ABD’nin en başında belirlediği  hedeflerine esasen ulaştığını, Afgan konusunun bugüne kadar dört  ABD Başkanının  da gündeminde olduğunu, ancak kendisinin bu dosyayı bir başka  Başkana  devretmeyeceğini ve  ülkeden geri çekilişi gerçekleştireceğini açıkladığında artık bölgede radikal bir değişimin ve yeni bir siyasi durumun görüleceğinin vebu çerçevede her türlü senaryonun söz konusu olabileceğinin de ilk işareti verilmiş olmaktaydı. Ülke içinde ve dışında bütün taraflar buna hazırlıklı olmalıydı. Nitekim bundan sonraki günlerde de  birçok gelişme peş peşe yaşandı. Bugün artık  NATO ve ABD güçlerinin bulunmayacağı bir Afganistan’ı nasıl bir geleceğin beklemekte olduğu tartışılıyor.

 

II.Dost Afganistan yüzyıllardırçeşitli işgallere karşı başarılı ve efsanevi   direniş göstermiş bir ülkedir. Bu direniş mücadelesinin tarihi uzundur ve bir makalenin kapsamı bunları anlatmaya yetmez. Yine de; ülkedeki İngiliz, Rus işgallerinin, komunist darbeler döneminin, ardından gelen iç savaşın, 1996’da Taliban yönetiminin iktidara gelişinin ve   2001’de de bugünlere kadar süren ABD varlığının başlamasının bilhassa hatırlanması gerekir. Bütün bu dönemler geride milyonlarca ölüm, yıkım, iç savaş, fakirlik bırakmış, Afganistan birçok devlet ve gücün çatışma odağına dönüşmüştür.Sadece (şimdi tarihe karışmış olan) SSCB/ Kızılordu işgalinin ağır ve trajik mirasının 1-1.5milyon ölüm olduğu söyleniyor.

 

Bugünün yeni ve karışık siyasi ortamında, ABD/NATO güçlerinin büyük ölçüde tamamlanmış  çekilmesiyle birlikte oluşmaya başlayan güç boşluğunu doldurmaya aday Pakistan, Rusya, Çin, Hindistan vb. kayda değer sayıda devlet şimdiden kollarını sıvamış durumdalar ve siyasi, askeri faaliyetlerini artırarak sürdürüyorlar.Öte yandan ABD’nin de bölgeden topyekun  el çekmesinin olmayacağı, askerlerini çekmiş de olsa bölgedeki konumunu çeşitli araçlarla devam ettireceği, büyük stratejik önemi haiz bölgenin rakip güçlerce doldurulması teşebbüslerine  açık kapı bırakmayacağı da muhakkaktır. Nitekim, gerek NATO haziran zirvesi kararları, gerek aynı zirvede onaylanan NATO 2030 Belgesinin hedefleri arasında tehdit kaynağı gösterilen Rusya ve ÇHC ile  mücadele de var. Terörle mücadele isekeza  en önemli önceliklerdendir ve Afganistan tecrübesi hatırlatılmaktadır. Bu çerçevede, belirttiğimiz gibi,  bölgenin batılı güçlerce süratle ve  topyekun boşaltılmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. ABD esasen halihazırda Afgan ordu bütçesinin önemli bir bölümünü de karşılamakta, eğitim programları, askeri yardımlar, lojistik destek vb. vermektedir. Öte yandan yine bu dönemde  ABD’de çeşitli çevrelerinden Başkan Biden’a  Afganistan  politikalarını gözden geçirmesi, Taliban’a karşı mücadelesinde hükümete desteğini artırması çağrılarının  arttığını da görmekteyiz.  Ülkeyle ilgili çeşitli senaryolar uzun ve yıpratıcı bir iç savaş sürecinin yaşanacağı yönündedir. Ülke’de  iktidar paylaşımının geleceğine dair Doha görüşmeleri sonuçsuz kaldığı gibi, Taliban ile  Kabil hükümetinin karşılıklı tehditleri de bu çabaları  gölgede bırakıyor. Umarız siyasi/ diplomatik süreç barışçı ve meşru  bir geçişi sağlar, huzur, istikrar ve refah hakim olur.

 

Yine bu dönemde bölgede etki kurmak,muhtemel bir iç savaşı manipule etmek, olumsuz sonuçlarından etkilenmemek isteyen bütün ilgili taraflar Taliban’la çeşitli zeminlerde bir araya gelmeyi de sürdürüyorlar. Bu aktörler arasında geçtiğimiz hafta Talibanla görüşen tarafsız Türkmenistan’ın da  yer alması gerçekten  ilginç.  Bölgede askeri tatbikatlar (Rusya, Özbekistan, Tacikistan vb.)  gövde gösterileri de yapılıyor.

 

Taliban ise geçmişten bugüne değiştiğini, başta Afgan halkı ve komşuları olmakla bütündünyaya eski ideolojik radikalliğinin kalmadığına iknaya gayret ediyor. Bunda ne ölçüde başarılı olabileceğini bilmek ise zor zira Taliban içinde farklı görüş ve gruplar da mevcut. Herhalukar da zor ve karmaşık  bir süreç. Ülke içi ve dışında birçok kesim  bilhassa kadın hakları konusunda Taliban’dan endişe etmeyi sürdürüyor. Birçok yönden haklı endişeler zira, örneğin,  son dönemde Afganlı kızların okullaşma, devlet yönetiminde yer alma, istihdam vb.  oranında  büyük bir  artış sağlandı, anayasada özel düzenlemeler yapıldı  ve bu durum geçmiş Taliban yönetimi tecrübesine kıyasla büyük bir farklılık gösteriyor.

 

III.Bugünlerde Afganistan denilince akla öncelikle  Afganistan iç savaş senaryoları  ve ülkemize yönelik sınır geçişleri geliyor. Göç konuları gerçekten zor, karışık ve hassastır. Göçle bağlantılı  sorunlar da buzdağının sadece görünür yüzü mahiyetindedir.   Uzak/yakın tarihte de örnekleri sıkça görülmüş olmakla birlikte,  bugün göç  çok farklı unsurlar taşır,  gelecekte de, tıpkı iklim, çölleşme, kuraklık gibi  insanlığınönündeki en hassas ve kapsamlı dosyalardan birini teşkil edecektir.Göç alanının  kendine has terminolojisi, sözleşmeleri, devletlerin dahili ve harici  düzenleme ve yükümlülükleri  bulunmaktadır. Kesin sayılar bilinemese de bugün için dünyada 250 milyona yakın göçmen, 30 milyon kadar da  mülteci statüsünde insan bulunduğu tahmin edilebilir. Milyonlarca çocuk da ana babasız ve refakatsız durumdadır ve gayri insani şartlarda yaşamaktadır.

 

Göçmenler ve mülteciler hukuku epeyce eski olmakla birlikte Türkiye’nin de taraf olduğu ve takibini BM MYK’nin yaptığı 1951 Cenevre Mültecilerin Durumuna Dair Sözleşme  ile bunun kapsamını genişleten  1967 Protokolüana  metinlerdir. Türkiye her ikisine de taraftır. Ancak Sözleşmenin de verdiği tercih  hakkı çerçevesinde Sözleşme’ye coğrafi kısıtlamayla dahil olmuştur. (Doğu’dan gelen göçmenlere mülteci statüsünün tanınmaması) Uluslararası, bölgesel ve ikili   düzeyde bakıldığında AB uyum sürecimiz (24.fasıl; adalet ve güvenlik faslı gibi),   15 kadar ülke ile geri kabul anlaşmalarımız,  (sözleşme mahiyetinde  olmasa bile  yine de dikkate alınması gereken ilke ve hedefleri belirleyen) Güvenli, Sistemli ve Düzenli Göç için Küresel Mutabakat, Uluslararası Göç  Örgütü üyeliğimiz, AK/AİHM yükümlülüklerimiz, insan ticaretinin önlenmesine yönelik çeşitli anlaşmalar devletlerin bu alandaki sorumluluklarının  çerçevesini çizer. İç hukuk bakımından bakıldığında ise her şeyden önce bir devletin egemenliğinin ana unsurlarından birinin sınır güvenliği olduğunun öncelikle hatırlanması gerekir. Pasaport kanunu, yabancılar ve uluslararası koruma kanunu (2013/6458)  ve geçici koruma yönetmeliği (2014) ve diğer çeşitli hukuki düzenlemeler bu konudaki çerçeveyi çizmektedir.

 

Belirttiğimiz gibi, Mülteci tanımı, hakları, devletlerin ve mültecilerin yükümlülükleri vb. 1951 Sözleşmesi ile kapsamlı şekilde yapılmıştır. Türkiye bu Sözleşmede mülteci tanımına dair coğrafi bir bildirimde bulunduğundan  doğudan gelen sığınmacılar için  mülteci değil şartlı mülteci tanımı kullanılır ve bu kişilere  3. bir ülkeye yerleşinceye kadar Türkiye’de kalmalarına imkan tanır.  Bu kategorilerden başka ikincil koruma hakkını haiz göçmenler de olabilir. Bütün bu kategorilere göre göçmenlerin barınma, geri dönüştalep etme, seyahat belgesi alma, tedavi görme, eğitim, karşılılıktan muafiyet vb. çeşitli hakları tanınmıştır. Türkiye’ye yönelik  çeşitli kanallardan (örneğin Uluslararası Af Örgütü’nün ağustos 2016 tarihli çağrısı) şartlı mülteci statüsünün kaldırılması, 1951 Sözleşmesindeki bildiriminin kaldırılması yönünde baskılar da yapılmaktadır. Ancak bilinmesi gerekir ki esasen  şartlı mültecilerle ilgili olarak gerekli düzenlemeler iç hukukumuzda kapsamlı şekilde yapılmıştır. (6458 sayılı yabancılar ve uluslararası koruma kanunu) dolayısıyla bu çağrı, hatta (AB yükümlülüğü çerçevesinde) baskıların siyasi vechesi göz ardı edilmemelidir.

 

Düzensiz göç herşeyden önce insan kaçakçılığı, yaşam hakkının zedelenmesi, insan istismarı, ucuz işgücü vb. demektir. Kayıt dışılık, güven boşluğu demektir. Bir devletin egemenliği bakımından  sınırların korunması, vize, giriş çıkışların düzenlenmesi vb.  en somut göstergeler olduğu cihetle çeşitli belgelerde de bu egemenlik unsuruna işaret edilmekte, devletlerin düzensiz göçe karşı gerekli gördüğü tedbirleri alma, düzenlemeleri yapma  yetkisivurgulanmaktadır.  Bunlar arasında, örneğin, AİHS (md.5), BMGK kararları (2178 gibi), Küresel Göç Mutabakatı  da sayılabilir.

 

Konumuz  olmamakla birlikte, göçler/mülteciler gündeme geldiğinde bilhassa Suriyeli göçmenler bakımından Almanya örneği başarılı bir model olarak zaman zaman  zikredilir ve çok sayıda göçmene ev sahipliği yaptığı anlatılır. Bu ülkenin, Türkiye ölçeğinde olmasa bile, milyona yakın Suriyeli  göçmeni ülkesine almakla önemli bir iş yapmış olduğu muhakkaktır. Böylece diğerbazı  Avrupalı ülkelere de ders vermiştir. Bununla birlikte bazı hususların yine de bilinmesinde, her şeyin güllük gülistanlık olmadığının anlaşılmasında   yarar olacaktır. Çoğu Yunan adaları üzerinden gelen Suriyeliler bugün Türkler ve Polonyalılardan sonra ülkenin en büyük üçüncü grubunu teşkil etmektedirler. Almanya bu göçmenlere yönelik epeyce masraf yapmış, örneğin sadece 2018’ de 20 milyar avro harcamıştır.  Her şeyden önce hükümetin ve toplumun Suriyelileri geçici konumlandırmaya daha eğilimli olduğu  ve buna göre yaklaşımlar sergilediği çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Yine  Suriyelilerinsığınma başvurularının yarısına yakını ikincil koruma statüsündedir. Sadece 2016’ da  150 bin kişinin mültecilik başvurusu bu statüde değerlendirilmiştir. Bunun dışında  aile birleşimi de  ülke genelinde aylık 1000 kişi ile sınırlandırılmıştır. Yine Uluslararası Göç Örgütü ve çeşitli STK’ların tepkisine rağmen hükümet mültecilere yönelik gönüllü geri dönüş programı uygulamış, 3500 avroluk destek ve yolculuk masraflarını karşılayarak bazı Suriyelilerin geri dönüşlerini sağlamıştır.

 

Sonuçta, bugün düzensiz göçlerin önüne geçilmesi, milyonlarca insanın yollarda yaşamlarının yitirmemesi, trajik sonuçlarla karşılaşılmaması  için ikili, bölgesel ve uluslararası düzeyde güçlü bir işbirliğine ihtiyaç varken, küresel ölçekte işgallerin, yenisömürgeciliğin, iç savaşların bitmesinin de   son derece önemli olduğunun, aksi takdirde bu dramların önümüzdeki on, hatta yüzyıllar boyunca çözümsüz şekilde süreceğinin de bilinmesi gerekir.

 

IV. Afganistan’dan yeni göç akımları; Son dönemlerde sınırlarımızdan  ciddi bir düzensiz  göçmen akışının yaşandığı görülüyor. İlgili resmi makamların yeterince açık ve aydınlatıcı  açıklamaları olmadığından sağlıklı değerlendirmelerin yapılması da zorlaşıyor. Gelenler kimlerdir, savaştan mı kaçmaktadırlar, geliş motivasyonları ekonomik nedenler midir, yoksa bazı örtülü ikili/üçlü mutabakatlar mı bu insanları Türkiye’ye yöneltmektedir. Yine sağlıksız veriler nedeniyle kamuoyumuzda spekülasyonların gerçek bilgilere göre daha hakimolduklarını da izliyoruz.Resmi makamlar bu yıl içinde düzensiz göçle 30 bin kadar Afganlının ülkemize geldiğini belirtiyorlar. Bazı kaynaklar da son günlerde ortalama 500-2 bin civarında Afganlının düzensiz şekilde ülkemize girdiklerini ileri sürüyorlar. Öte yandan halihazırda ülkemiz içinde bulunan, farklı ülkelerden gelmiş göçmen grupların zaman zaman kendi aralarında da gerginlik, hatta çatışmalar  yaşadıkları yönündeki haberler ise ayrı bir sosyolojik soruna işaret etmektedir.

 

Kilometrelerce duvar, kameralı koruma sistemi, 700 km.’ ni  aşkın elektronik optik kuleler, binlerce güvenlik mensubu ile korunan sınırlardan bu geçişlerin nasıl vuku bulduğu soruları  her türlü değerlendirmeye de zemin hazırlıyor.

 

Son dönemlerde Afganlı göçmenler konusunda bir nevi pandoranın kutusunun açıldığı da Beyaz Saray yetkililerinin geçtiğimiz hafta içindeki açıklamalarıyla görüldü.ABD yetkilileriAfganistan’da  ABD ile yakın işbirliği içinde çalışan tercüman, yardımcı vb. gruplar öncelikli olmakla ABD kuruluşlarında çalışan, ABD fonlu projelerde görev yapan Afganlıların da  ABD’ne transferlerine  yardımcı olacaklarını ancak bu ikinci kesime mensup şahısların  vize işlemlerini komşu ülkelerde yapabilmeleri için geçişlerini kendilerinin sağlamaları gerektiğini (dolayısıyla düzensiz göçle Türkiye’ye gelişleri) açıklamaları yeni dalganın bundan mı kaynaklandığı sorularını da beraberinde getirdi. Bu yönde bir mutabakat mevcutsa son günlerdeki Afganlı akımının nedenlerinin kısmen açıklanması mümkün oluyor.

 

Tabiî ki, klasik ekonomik, işsizlik, İran’ın itelemesi gibi nedenler de bu göçmen dalgaları sözkonusu olduğunda her zaman geçerlidir. Ülkede 30 milyon civarında yardıma muhtaç insanın bulunduğu dikkate alındığında her türlü faktör önem taşımaktadır. Son göç dalgaları belki de hepsinin ortak sonucudur.

 

Bu durumda, Afganistan’dan göçmen dalgalarına karşı ne yapmalı sorusu doğal olarak ortaya çıkıyor. Bazı görüşlerimizi şu başlıklarla özetleyebiliriz;

 

i.Düzensiz göçle mücadelede uluslararası işbirliği ve dayanışma hayatidir. Bu işbirliği yoksa başarı da olmaz. Bu kuruluşların en başında şüphesiz BM gelmektedir. Bu alanda tecrübesi de  bulunan Türkiye’nin geçmişten bugüne  60 bine yakın düzensiz göçmen Afganlıyı BM ile işbirliği içinde ülkelerine geri gönderdiğini biliyoruz.  Myanmar rejiminden kaçarak komşu Bangladeş’e sığınan Rohinga Müslümanlarının durumu da son yıllardaki kitlesel göçler anlamında önemli bir örnektir.

 

ii. Güvenlik riski yeni gelenler değerlendirilirken  belki en önemli sorundur. Ülkemiz bu tür düzensiz göçlerin getirdiği güvenlik sorunlarını Suriye bağlamında sıkça yaşamıştır. Benzeri sıkıntıların (Kabil havalimanının işletilmesine talip olduğumuz ancak Taliban’ın buna kesinlikle karşı çıktığı da   hatırlanarak) bilhassa Taliban’la ilişkiler bakımından da ileride söz konusu olmaması için güvenlik boyutu, gelenlerin kimler olduğu, hangi amaçlarla sınırlara hücum ettikleri   son derece önemlidir.

 

iii. Türkiye Afganistan’dan  göçler konusunda  işbirliği yapabileceği çeşitli teşkilatlara da esasen üyedir. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün diyalog ortağıdır. Keza EİTve  İİT her iki ülkenin de üye olduğu kuruluşlardır.

 

iv.Pakistan önemli bir işbirliği ortağı olabilir. Talibanla yakın ilişkiler, hatta işbirliği  içindedir.Afganistan’dan artık daha fazla göçmen alamayacağını ilan eden Pakistan’ın muhtemel göçleri engellemek üzere Afganistan topraklarında  güvenli  bölgeler kurma hedefi ikili bir  işbirliği alanı olabilir.

 

v.Afganistan bugün Kolombo Süreci’nin dönem başkanıdır. Türkiye’nin bu dönem başkanlığında Afganistan’ı destekleme imkanlarını araştırması  gerekir.

 

vi. Uluslararası Göç Örgütü  işbirliği anlamında en önemli kuruluşların başında gelir.  UGÖ’ ne Afganistan’daki faaliyetleri için   maddi desteksağlanabilir.

 

vii.Afganlıların batıya ve Türkiye’ye düzensiz göçlerinde anahtar ülkelerden biri de şüphesiz İran’dır. İran’la aramızda sınır işlerini düzenlemek üzere geçtiğimiz dönemlerde yapılmış bazı anlaşmalar mevcuttur. Hazaralar gibi  çoğu mezhebi yakınlık içinde olduğu 3 milyona yakın  Afganlıyı misafir ediyor olmakla birlikte, göçmenlere yönelik  gayri insani  uygulamaları da  olmuştur. Örneğin Afganlı mültecileri trajik şekilde Irakla savaşında  kullanmıştır. Bu savaşlarda ölenlerin ailelerinin bir kısmına vatandaşlık  verilse bile bu tür sonradan vatandaşlığın bazı hak kısıtlamaları  bulunmaktadır. Yine İran’ın  zaman zaman Türkiye’ye karşı göçmenleri kullandığı, insanları kitleler halinde sınırlarımıza sürdüğü de bilinmektedir.Dolayısıyla bazı soruların cevapları önemlidir. Yeni Afganlı göç dalgalarında İran faktörü nedir, ülkenin son dönemlerdeki ekonomik vb. sıkıntılarının Afganlıların Türkiye’ye yönelmelerinde etkili olmuş mudur vs.  Kanaatimizce İran’ın bu göçmen kitlelerini  engelleyici değil  yol gösterici ve göçe teşvik edici olması hiç şaşırtıcı gelmemelidir.

 

Göçmenler, mülteciler ve sığınmacılar diye acil bir gelişme  olur da Avrupa ülkelerinin sesi çıkmaz mı. Mutlaka çıkar. Zira bu akımlar özellikle bu ülkeleri ilgilendirmektedir. Zira göç dalgalarının  hedefi İran, Türkiye ve ardından Avrupa ülkeleridir.Bununla birlikte bu ülkelerin genel yaklaşımları uluslararası işbirliği ve sorumluluğun paylaşılması yerine çeşitli maddi fonlarla göçmenleri yerlerinde, daha doğrusu Türkiye gibi transit ülkelerde tutmaya yöneliktir. Avrupa’ya göre,   göçmenler için Türkiye son durak olmalıdır!Yolculuk burada sona ermeli, ötesi de olmamalıdır. Bunun için 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin çekincelerini de kaldırmalıdır. Bunun sonucunda  Türkiye’nin Asya ve Afrika başta olmakla birçok bölgeden göç akımlarının hedef ülkesine dönüşmesi onların sorunu değildir!Nitekim Almanya, Avusturya, Belçika gibi ülke liderlerinin açıkça yeni Afgan göçmen dalgalarının Türkiye’de tutulması gerektiği yönündeki son açıklamaları tipik ve şaşırtıcı olmayan tutumlardır. 

 

Herhalukarda düzensiz göçe karşı bütün ilgili ülke, kurum ve  kuruluşlarla işbirliği şarttır. Afganistan içinde yaşanabilecek çatışmalar nedeniyle yıl sonuna kadar ülke dışına kaçışların 1-1.2 milyonu bulabileceği endişesi çeşitli uluslar arası kuruluşlarca dile getirilmektedir. Son günlerde ABD başta olmak üzere, Afganistan’daki   bazı büyükelçiliklerin vatandaşlarından ülkeyi acilen terk etmelerini istemeleri ve güvenlik durumunun başkent Kabil’de bile riskli olduğunu belirtmeleri dikkat çekicidir. Bu yeni göç dalgalarının  hedefi ise doğal olarak batı, bu meyanda da ülkemiz olacaktır. Bugünlerde  Taliban’la çatışmaların artması sonucu Nimroz/Zaranc gibi bazı bölgelerden çok sayıda insanın İran’a kaçtığı görülmüştür. Bunu kitlesel göçlerin ilk işaretleri olarak görmek tedbir gereğidir.  Zira bulundukları bölgelerden Türkiye’ye yönelmeleri de beklenmelidir.

 

IV. Düzensiz göçle mücadele kapsamlı, stratejik bir mücadele gerektirir. Bütünlükten yoksun yaklaşımlar  kalıcı ve çözüm üretici olamaz ve  günlük, anlık tepkiler olarak kalırlar. Burada Hz. Mevlana’nın meşhur hikayesini hatırlamalıyız. Daha önce hiç fil görmemiş, gözleri bağlı   bir grup insan elleriyle file dokunurlar ve  kimi sadece hortumunu, kimi sadece kuyruğunu, kimi de sadece uzun dişini anlatır. Dolayısıyla her biri ancak dokunabildiği kadar fili tarif eder, hiçbirisi bir bütünlük içinde anlatamaz. Zira daha önce hiç fil görmemişlerdir. İşte bu düzensiz göç konusu da böyledir. Sadece tek bir boyutu üzerinden tarif konuyu gerçeklikten uzak tutar. Mücadeleyi zaafa uğratır. Dolayısıyla hukuk, vicdan, plan, strateji vb. her türlü araç bir bütünlük içinde bu mücadelede yeralmalıdır. 

 

Sonuçta devlet aklı ile millet vicdanı göçler/mülteciler  konusunda rehber ilkelerdir.

Afganistan kardeş bir ülkedir. Onyıllardır büyük insanlık trajedileri yaşayan  bu ülkenin milli marşında da seslendirildiği gibi, “…sonsuza kadar parlayacağına, mavi gökyüzünde bir güneş gibi ve Asya’nın sinesinde her zaman bir yürek gibi kalacağına…”bizler de inanıyoruz. Umarız barış, huzur, sağduyu, istikrar, refah buralara da gelir, savaşlar sona erer, ülke en kısa zamanda dış güçlerinin çatışma alanı olmaktan kurtulur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (