Baybars’ın temsil ettiği devlet anlayışı, iki asır sonra Osmanlı’da daha büyük bir medeniyet tasavvuruna dönüşecekti.
Fatih Sultan Mehmed, yalnızca İstanbul’u fetheden bir hükümdar değildi. O, Türk cihan hâkimiyeti fikrini entelektüel bir zemine taşıyan liderlerden biriydi.
İstanbul’un fethi, çoğu zaman askerî bir zafer olarak anlatılır. Oysa fetih, aynı zamanda bir medeniyet projesiydi. Fatih, Roma’nın mirasını, İslam medeniyetinin birikimini ve Türk devlet geleneğini aynı potada birleştirmeye çalıştı.
Baybars’ın Ayn Câlût’ta koruduğu medeniyet damarı, Fatih’in İstanbul’da yeniden şekillendirdiği dünya görüşünde hayat buldu.
Bu nedenle Baybars ile Fatih arasında yalnızca tarihî bir zaman ilişkisi değil, fikrî bir süreklilik vardır.
Biri medeniyeti savundu.
Diğeri medeniyeti büyüttü.
İbn Haldun’un Gözüyle Baybars ve Fatih
Ünlü düşünür Ibn Khaldun, devletlerin yükselişini "asabiyet" kavramıyla açıklar. Ona göre bir toplumu ayakta tutan şey ortak ideal ve dayanışma ruhudur.
Baybars’ın Ayn Câlût’taki zaferi de, Fatih’in İstanbul’u fethetmesi de yalnızca askerî başarı değildir; güçlü bir toplumsal idealin ürünüdür.
İbn Haldun’un teorisine göre devletler, güçlerini kaybettiklerinde değil; ortak amaçlarını kaybettiklerinde çökmeye başlarlar.
Türk tarihinin büyük hükümdarları ise ortak ideali canlı tutabilen liderlerdi.
Onların başarısı yalnızca ordularının büyüklüğünde değil, toplumlarına sundukları anlam dünyasında yatıyordu.