TTB’den 17 Ağustos’un 27. yılında çağrı
TTB’den 17 Ağustos’un 27. yılında çağrı
Türk Tabipleri Birliği, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde yayımladığı açıklamada, depremlerin afete dönüşmesinde yanlış planlama, denetimsiz yapılaşma ve kamusal sorumlulukların yerine getirilmemesinin belirleyici olduğunu vurguladı. TTB, özellikle sağlık kuruluşlarının afetlere dayanıklı hale getirilmesi ve afet yönetiminin toplumun katılımıyla yürütülmesi çağrısında bulundu.
ANKARA (İGFA) - Türk Tabipleri Birliği (TTB), 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde açıklama yayımladı. Açıklamada, depremde hayatını kaybedenler anılırken, aradan geçen 27 yıla rağmen Türkiye’nin deprem riskine karşı yeterince hazırlıklı olmadığı belirtildi.
TTB’nin açıklamasında, Meclis Araştırma Komisyonu’nun 2010 tarihli raporuna göre 17 Ağustos Depremi’nde 18 bin 373 kişinin yaşamını yitirdiği, 48 bin 901 kişinin yaralandığı ve 5 bin 840 kişinin kayıp kabul edildiği hatırlatıldı. Depremden yaklaşık 16 milyon kişinin doğrudan veya dolaylı etkilendiği ifade edildi.
“DEPREMLER DOĞAL, YIKIM ÖNLENEBİLİR”
Depremlerin “afet” ya da “asrın felaketi” şeklinde tanımlanmasının sorunun temelini gözden kaçırdığı savunulan açıklamada, depremlerin doğal olaylar olduğu, onları afete dönüştüren nedenlerin ise toplumsal, siyasal ve yönetsel süreçlerle ilişkili olduğu belirtildi. TTB, deprem tehlikesinin bilindiği Türkiye’de bilimsel uyarıların dikkate alınmaması, yanlış planlama ve uygulamalarda ısrar edilmesi ile yaşamın rant odaklı yaklaşımlara feda edilmesinin yıkımın boyutunu artırdığını ifade etti.
Açıklamada, “Deprem coğrafyasında yaşıyoruz ve depremde kentler yıkılmamalı” denilirken, sağlık hizmeti veren kurum ve kuruluşların da afetlerde ayakta kalmasının zorunlu olduğu vurgulandı.
“SAĞLIK KURUMLARI DA YIKILMAMALI”
TTB, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından sağlık hizmetlerinde yaşanan aksamalara da dikkat çekti. Deprem bölgesinde hastaneler, aile sağlığı merkezleri ve diğer sağlık kuruluşlarının yanı sıra kamusal hizmet altyapısının da önemli ölçüde zarar gördüğü belirtildi. Açıklamada, sağlık hizmetlerinin uzun süre çadır ve konteynerlerde sürdürülmek zorunda kaldığı; birinci basamak sağlık hizmetleri, koruyucu sağlık hizmetleri, gebe ve bebek izlemleri, aşılama, kronik hastalık takibi, ruh sağlığı ve sosyal hizmetlerde ciddi aksamalar yaşandığı kaydedildi.
TTB, afet sonrası yeniden inşa sürecinde de hızlı inşaat ve rant yerine toplum yararının esas alınması gerektiğini belirterek, altyapısı, ulaşımı, temiz suyu, kanalizasyonu, okulu ve sağlık merkezleri eksik yerleşimlerin yeni halk sağlığı sorunları oluşturduğunu savundu.
“İMAR AFLARI RİSKİ AZALTMADI, BÜYÜTTÜ”
Açıklamada, imar afları ve benzeri düzenlemelerle riskli ve denetimsiz yapı stokunun tasfiye edilmek yerine fiilen meşrulaştırıldığı öne sürüldü.
6 Şubat depremlerinin, 17 Ağustos 1999’dan çıkarılmayan derslerin ağır sonuçlarını yeniden gösterdiği belirtilen açıklamada, son 30 yılda çok sayıda kanun, yönetmelik ve plan hazırlanmasına rağmen deprem riskinin yeterince azaltılamadığı ifade edildi. TTB, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin olası depremlere hazırlanması gerektiğini vurgulayarak, afet yönetiminin toplumun katılımından uzak biçimde yürütülmemesi gerektiğinin altını çizdi.
“UNUTMAMAK, HESAP SORMAK VE DEĞİŞTİRMEKTİR”
TTB açıklamasında, 17 Ağustos’un yıldönümünü yalnızca bir anma günü olarak görmediklerini belirterek, “Hafıza yalnızca anma değil; hesap sorma, kamusal sorumluluğu hatırlatma ve değiştirme iradesidir” mesajı verildi. Türk Tabipleri Birliği; merkezi ve yerel yönetimler ile sorumlu kurumları afetlerle ilgili yasa, yönetmelik, plan ve yeniden inşa süreçlerini toplumla birlikte hazırlamaya ve alınan kararların eksiksiz uygulanmasını sağlamaya çağırdı. Üniversiteler, meslek örgütleri, sendikalar, gönüllü kuruluşlar ve toplumun afet yönetiminde eşit söz sahibi olması gerektiğini belirten TTB, bilimsel, demokratik ve kamusal bir afet yönetimi anlayışının hayata geçirilmesini istedi.
Açıklama, “Bir sonraki depremi de aynı acılarla konuşmamak için afet hafızasını mağduriyetin değil, kamusal sorumluluğun ve toplumsal mücadelenin zemini haline getirmek zorundayız” mesajıyla sona erdi.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

