Güçleri Yetmeyen Yahudiler Başka Devletleri Kışkırtıyor
Güçleri Yetmeyen Yahudiler Başka Devletleri Kışkırtıyor
Eğitimci Mustafa Dündar Konya Aydınlar Ocağı’nda Kadim Medeniyet Merkezinde kavimlerin serüvenini anlattı
Konya Aydınlar Ocağı’nın mutat Selçuklu Salı Sohbetlerinde eğitimci Mustafa Dündar Dünya Merkezinin Kadim Kavimleri konusunu anlattı. Konevi derneği salonundaki programın açılış konuşmasını yapan Aydınlar ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü haftalık program akışına dair bilgiler verdikten sonra “Batılıların Ortadoğu adını verdikleri ve bizim de içinde bulunduğumuz coğrafya insanlık tarihi için olduğu kadar geleceği için de çok önemlidir” dedi.
Daha sonra kürsüye gelen eğitimci Mustafa Dündar batılıların Ortadoğu dedikleri ve dünyanın merkezi kabul edilen bölgenin kadim kavimleri ve birbirleri ile münasebetlerini anlattı. Türklerin ana yurdu olan Asya ortalarının coğrafi yapısı ve iklimine dair bilgiler vererek devam eden Dündar “Asya bozkırları toprak yapısı itibariyle düzensiz yağışları olan, geçirimli bir toprak yapısına sahiptir, bu nedenle bölgede otlaklar geniş yer kaplar. Ziraat yapma ihtimali genellikle zayıftır. O topraklarda yaşayan Türkler, Moğollar ve diğer kavimler hayvancılık yapma ihtiyacını duyarlar, dolayısıyla hayatları ota bağlıdır. Otun tükendiği yeri terk edip yeni yerler arama ihtiyacı duyarlar. Bütün kavimler ve obalar da aynı ihtiyacı hissederler” diye konuştu.
Türk obalarından bazı grupların kervanlara güvenlik hizmeti vererek ikinci bir gelir elde ettiğini anlatan Dündar, “Bazı sevimsiz olaylar yaşansa da Yusuf bin Haccac, Türk bölgeleri komutanı Kuteybe’nin, Türklerin Müslüman olmalarında etkisi oldu. Bundan sonra belki de kurumsal olarak Türk (Karluk)- Arap münasebetleri kurumsal olarak 751 Talas Savaşında gerçekleşti. Çin'e karşı birlikte kazandıkları zaferler önemli bir dönüm noktası oldu. Hazar denizinin kuzeyinden Karadeniz'in kuzeyine kadar uzanan Türkistan coğrafyasında olan Hazar hakanlığı bünyesinde üç semavi dine mensup insanlar bulunsa da hâkim unsur eski Türk inanışı ve gelenekleriydi. Museviliğe intisab eden Nogaylar, Karadenizin kuzeyinden Kırım ve Kuzey Avrupa da varlıklarını el’an sürdürüyor. Bunlara günümüzde Karaimler diyoruz. İstanbul'da Karaköy'e adını vermişlerdir. İnanç olarak diğer Yahudi gruplarından farklı olarak Knesetta adını verdikleri havralarında namaza benzer bir ibadet şekilleri vardır. Knesset, mel'un İsrail devletinin parlamentosunun da adıdır. Diğer Yahudi gurupları da Eşkinazi, Sefarat Mizrahi’dir” diyerek sözlerini sürdürdü.
Dukak beyin, oğlu Selçuk Bey ile beraber Horasan bölgesine, yani dünyanın merkezine doğru harekete geçmesiyle yeni bir dönem başladığını anlatan Dündar “ Oğuzların Kınık boyu için bu bölge gelip geçici bir yurt olamazdı. Nuh Bin Sâman'ın kurduğu İran asıllı Sünnî Sâmanogulları devleti pek çok ilmi çalışmaya ev sahipliği yapıyordu ve mükemmel bir ilim iklimi oluşturmuştu. Ehl-i Sünnet'in Kütüb-ü Sitte'si bu iklimde vücuda geldi. Fakat ne yazık ki güvenlik konusunda zafiyetleri vardı bu yüzden yıkıldılar. Selçuklular bu coğrafya üzerinde bir Yabguluk vücuda getirdiler. Bölgenin en büyük Devleti Gazneliler devletiydi. Özellikle Gazneli
Mahmut, Hindistan seferleri ile tanınan oralara 17 sefer yapmış hem devletini genişletmiş hem iman nimetini, İslam'ı Hindistan ve ötelerine kadar yaymış bir devlet adamıydı. Gerek Alparslan ve gerekse Melikşah döneminde amcaoğulları arasında olan taht kavgaları Selçuklu devletini yıprattı. Haşhaşilerle İsfahan'a yerleşmis olan Yahudilerin yanı sıra bu kardeş kavgalarının, Selçukluların sonunu hazırladığı düşünülebilir. Özellikle İbrahim Yınal Selçuklu devletini çok güç durumda bırakmış ve devlete yıkılma noktasına getirmistir. İbrahim Yınal, yine Selçuk Bey'in oğullarından Yusuf Yinal'ın oğludur. Arslaan Yabgu’nun oğlu Kutalmış bey de bu taht mücadelesine katılmış ve oğlu Süleyman Şah Anadolu'ya geçerek burada Anadolu Selçuklu devleti'nin temellerini atmıştır” dedi.
Gazneli Mahmut’un vefatından sonra yerine geçen oğlu Sultan Mesut’un askeri ve siyasi bir güç haline gelen Kınıkları Gazneliler için tehlike olarak gördüğünü ve bertaraf etmek istediğini vurgulayan Dündar “Selçuklu Yabgu devleti, bu mücadelelerde önce çok büyük yaralar almış, Çağrı Bey'in dirayeti üzerine bu mücadele sürdürülmüş ve 1040 Dandanakan savaşına kadar gelinmiştir. Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşundaki bu savaş ile Sultan Alparslan'ın Malazgirt'teki zaferi Selçuklu tarihinin en önemli iki olayıdır. Bu arada Bilge Kağan mücadele halinde oldukları Çin medeniyetinin farkındadır ve Çinliler gibi şehirler kurup Türk medeniyetini geliştirme fikrinin sahibidir ama Kültigin'in “Bizden sayıca kat be kat üstün olan Çin ile bu şekilde mücadele edemeyiz. Eğer biz yerleşik şehir hayatına geçecek olursak sayıları kum gibi olan Çinliler tarafından kuşatılırız ve sonumuz gelir. Bizim gücümüz göçebeliğimizde ve gerektiğinde bozkıra dağılıp, vur-kaç taktiği ile mücadelemizi devam ettirmemizdedir) diye itiraz eder. Bu haklı bir itirazdır ve Bilge Kağan dikkate alır, yerleşik şehir hayatından vazgeçilir” diyerek devam etti.
Türklerin Anadolu'dan önce İran, Irak ve Suriye'ye yerleştiğini ve Halife Kaim bi Emrillah'ın Abbasi halifeliği üzerinde baskı kurmuş olan Şii Büveyh oğullarından kurtulmak için Tuğrul beyi Bağdat'a davet edip dünyanın sultanı ilan ettiğini ifade eden Dündar “Ahamenişler, Medler, Persler ve Sasaniler batı ile asırlarca mücadele etti. Bunlar İslâm öncesi Zerdüşt idiler ve bu dinin kitabı Avesta idi. Tarihte İran-Turan münasebetlerine baktığımız zaman; İran'ın İslâm öncesi döneme özlemini görürüz. İran, Aryanîlerin ülkesidir ve Sanskritçe olan kelime (İyi insanların ülkesi) anlamı taşır; Hint Avrupa grubuna dâhildir. Acemler, yüzlerce yıl Arapları hakir görmüş ama sonra onların dinine girmenin zorluğunu yaşamıştır. 870 yıl Türkler tarafından idare edilmiş olmak da onların zoruna giden bir durumdur. Arapların İslâm'dan önce önemli bir devlet kurma alışkanlığı yoktur, sadece faaliyetleri ve ne yaptıkları çok fazla bilinmeyen Himyeri diye devletten bahsedilse de öyle kayda değer bir devlet alışkanlıkları yoktur. Göçebelik acısından çöl Arapları ile Türklerin benzeyen tarafları vardır. Resulûllah Efendimizin Arap kavmine Allah'tan getirdiği vahiy ile birlikte Araplara öğrettiği en önemli şey, devlet olmanın gerekliliğidir. Hicret'in bir manası da devlet olmaktır” dedi.
Yahudi, Arap, Acem ilişkilerine dair tespitlerini de paylaşan Dündar “Bilindiği gibi Yahudiler Araplarla amca çocuklarıdır. Yani birisi Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail kolundan Araplar, diğeri Hz. İshak kolundan İsrailoğulları’dır. Hz. Yakub'un lâkabı da İsrail'dir. Resulûllah Efendimizin
zuhuruna kadar Yahudiler Araplarla ilişkilerini sürdürmüşler, ticari zekâları ve faaliyetleri ile onlara görünmez bir üstünlük sağlamışlardı. Fakat geleceği, kendi kitaplarında bildirilen Peygamber Aleyhisselam'ın kendi kavimlerinden olmaması üzerine Müslümanlara ihanet etmişler ve uzun maceralardan sonra özellikle Hayber'in fethinden sonra bölgeden uzaklaştırılmışlardır. Yahudilerin Acemler ile ya da Perslerle ilişkilerine gelince; Babil Kralı Buhtunnasr/Nabukadnezar'ın torunu Beltasar Kudüs'ü ikinci işgalinden sonra, Yahudilerin bir kısmını kılıçtan geçirip bir kısmını da esir alarak Babil'e götürmüş; 70-80 sene sonra Pers Kralı 2. Kiros, MÖ 555'lerde Babil'i ele geçirip, Yahudilere Hürriyet vermiştir. Onlar da Kiros'a bir Yahudi kızı verip, evlendirerek akrabalık teessüs ettirmişlerdir. Malum bu akrabalık Yahudiler açısından son derece önemlidir, zira ondan sonra gelen çocukların Yahudi sayılmaları anlayışını getirdiği için bu uzun yıllar devam etmiş ve 20.yy kadar süre gelmiştir. Bu esaretten kurtuluşta Yahudilerin bir kısmı İran'da özellikle isfahan'da kalmıştır. Bunların Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına Hasan Sabbah'ın haşhaşileri ile birlikte etki ettiği bilinmektedir” diyerek devam etti.
Yahudiler’in kendilerini üstün ırk saymalarına rağmen, nüfusları dünya hâkimiyetine yetmeyeceği için farklı ve güçlü milletleri, iştah kabartacak gerekçeler öne sürerek kullandığına işaret eden Dündar “ Mesela İngiltere'yi birinci dünya savaşı öncesi, bölgemizi karıştırmak üzere (Sanayi devrimi neticesi size enerji lazım. Bu da malum bölgededir) diyerek ikna ettiler ve Balfour Deklarasyonu vasıtasıyla İngilizleri bölgeye getirdiler. Keza İran'ı da bölgede kuvvet bırakmayacak şekilde yayılmaya teşvik ettiler; kendileri mücessem, yani bayrağı olan terörist de olsa bir devlet olunca ve yeni hamileri olan Amerikalıları da Çin'i çerçeveleme stratejisi tuzağı ile ikna edip bölgeye müdahale şansı elde edince düşmanlaştırdılar” diyerek konuşmasını tamamladı. Program sonunda Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü anlatımları için eğitimci Mustafa Dündar’a teşekkür ederek kitap takdiminde bulundu.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

