( (

AKSED Başkanı İbrahim Günay’dan Konya Kitap Günleri’nde Önemli Açıklama: 'Cami, Medeniyet İnşasının En Somut Simgesidir'

Kültür Sanat (Haber Merkezi) - | 22.10.2026 - 20:23, Güncelleme: 22.10.2026 - 20:23
 

AKSED Başkanı İbrahim Günay’dan Konya Kitap Günleri’nde Önemli Açıklama: 'Cami, Medeniyet İnşasının En Somut Simgesidir'

Aliya İzzetbegoviç Kültür Sanat ve Eğitim Derneği (AKSED) Başkanı İbrahim Günay, Konya Kitap Günleri’nde gerçekleştirdiği söyleşide camilerin tarihsel, kültürel ve toplumsal rollerini ele aldı. Günay, konuşmasında camilerin yalnızca ibadet edilen mekânlar olmadığını, aksine bir medeniyetin doğuşunu, gelişimini ve yayılışını şekillendiren merkezi kurumlar olduğunu vurguladı
Cami Kelimesinin Lügat Anlamı ve Tarihsel Kökleri Konuşmasında "cami" kelimesinin etimolojik kökenine değinen İbrahim Günay, kelimenin Arapça "cem" kökünden türediğini belirtti: Cami kelimesi; "toplayıcı, toplayan, cem eden, ihtiva eden, kaplayan içine alan, şâmil" anlamlarını ihtiva etmektedir. Kelime aynı zamanda "Müslümanların ibadet maksadıyla toplandıkları yer, Müslüman mâbedi, mescid, büyük mescid, mescid-i câmi, mescid-i kebir" manalarına gelmektedir. Câmi tabiri ayrıca "telif eden, toplayan ve derleyen, hazırlayan" anlamına gelirken, 15. yüzyılda İran’da yaşamış mutasavvıf, âlim ve şair Molla Câmi'yi de temsil etmektedir{ Medine’de İlk Medeniyetin İnşası ve Mescit Merkezli Hayat Peygamber Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye hicreti sırasında inşa ettiği ilk mescidin Kuba Mescidi olduğunu hatırlatan Günay, bu mabedin Kur'an-ı Kerim’de "takva üzerine kurulmuş mescit" olarak anıldığını ifade etti. Kuba Mescidi’nin ardından Mescid-i Nebi’nin inşa edildiğini belirten Günay, Hz. Peygamber’in Medine’de mescidi merkeze alarak kapsamlı bir sivil, ticari ve askeri altyapı kurduğunu söyledi: İslam’ın ilk yatılı yüksekokulu kabul edilen Suffe Mektebi burada kurulmuştur. Medine Pazarı kurulmuş, su kuyuları açılarak su kanalları tesis edilmiştir. Şehrin güvenliği için hendekler kazılmış, savunma kuleleri ve gözetleme noktaları oluşturulmuştur. Hendek Savaşı’ndan sonra İslam tarihindeki ilk organize askeri ve sivil revir niteliğindeki sahra hastanesi (Rufeyde’nin Çadırı) kurulmuş ve ilk Müslüman hemşire Hz. Rufeyde görev yapmıştır. Selçuklu ve Osmanlı Medeniyetinde Külliye Kültürü ve Konya Örneği Türk-İslam devletlerinde de mescit ve camilerin merkeze alınarak etrafında mektep, medrese, han ve hamamdan (şifahane) oluşan külliyeler oluşturulduğunu belirten Günay, Konya’nın tarihine ışık tuttu. Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı’nın verilerine göre Konya’nın 1074 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından fethedildiğini ve Alâeddin Tepesi’ndeki Eflatun Kilisesi’nin "kılıç hakkı" olarak "Selçuk Mescidi" yapıldığını aktardı. Türkiye Selçuklu Devleti’nin "Altın Çağı" kabul edilen 1220-1237 yıllarında Konya’nın durumunu değerlendiren Günay şu noktalara dikkat çekti: Sultan Alâeddin Keykubad döneminde Konya, Moğol istilasından kaçan dönemin en büyük âlim, mutasavvıf ve sanatkârlarının sığındığı güvenli bir cazibe merkezi olmuştur. Bahaeddin Veled, Muhyiddin İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî gibi dehalar bu dönemde Konya’ya yerleşmiştir. İpek Yolu üzerinde yer alan Konya; kervansarayları, hanları ve tüccarlarıyla zengin bir metropol hâline gelmiştir. Camilerin Sosyal ve Kamusal Fonksiyonları Selçuklu döneminde cami ve mahalle mescitlerinin çok işlevli kamusal alanlar olduğunu dile getiren İbrahim Günay, bu yapıların üstlendiği rolleri şöyle özetledi: Moğol tehdidinin yarattığı toplumsal kaygı çağında bireylerin huzur bulduğu manevi sığınaklar olmuştur. Vaaz ve dersler aracılığıyla bireylere ahlâki karakter ve İslam kimliği kazandırılmıştır. Kıraat, tefsir, fıkıh derslerinin yanı sıra temel okuma-yazma ve adab-ı muaşeret eğitimleri verilmiştir. Mescit cemaati, mahallede durumu kötü olan, evlenemeyen veya cenazesi bulunan ailelerin yardımına ilk koşan unsur olmuştur. Mahallenin asayişi, temizliği ve vergi dağılımı gibi yönetimsel konular mescitlerde konuşulup karara bağlanmıştır. Devlet ricali ile halkın aynı halı üzerinde omuz omuza saf tutması, sınıflar arası uçurumları törpülemiştir. Günümüzdeki Durum ve "Güle Oynaya Camiye Gel" Projesi Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriyet ile birlikte cami ve medreselerin eski fonksiyonlarını yitirdiğini belirten Günay, günümüzde camilerin günde beş vakit ezan okunan mabetler seviyesine gerilediğini ifade etti. Cami cemaatinin azalmasıyla birlikte Konya belediyelerinin il müftülüğüyle ortaklaşa çocuklar için "Güle Oynaya Camiye Gel" gibi bisiklet ödüllü yarışmalar düzenlediğini kaydetti. Konuşmasının sonunda ailelere ve devlete önemli görevler düştüğünü belirten İbrahim Günay, yanlış anlaşılan "Laiklik" ilkesi üzerinde konsensüs sağlanarak din ve devlet işlerinin yeniden düzenlenmesi gerektiği çağrısında bulundu.
Aliya İzzetbegoviç Kültür Sanat ve Eğitim Derneği (AKSED) Başkanı İbrahim Günay, Konya Kitap Günleri’nde gerçekleştirdiği söyleşide camilerin tarihsel, kültürel ve toplumsal rollerini ele aldı. Günay, konuşmasında camilerin yalnızca ibadet edilen mekânlar olmadığını, aksine bir medeniyetin doğuşunu, gelişimini ve yayılışını şekillendiren merkezi kurumlar olduğunu vurguladı

Cami Kelimesinin Lügat Anlamı ve Tarihsel Kökleri

Konuşmasında "cami" kelimesinin etimolojik kökenine değinen İbrahim Günay, kelimenin Arapça "cem" kökünden türediğini belirtti:

Cami kelimesi; "toplayıcı, toplayan, cem eden, ihtiva eden, kaplayan içine alan, şâmil" anlamlarını ihtiva etmektedir.

Kelime aynı zamanda "Müslümanların ibadet maksadıyla toplandıkları yer, Müslüman mâbedi, mescid, büyük mescid, mescid-i câmi, mescid-i kebir" manalarına gelmektedir.

Câmi tabiri ayrıca "telif eden, toplayan ve derleyen, hazırlayan" anlamına gelirken, 15. yüzyılda İran’da yaşamış mutasavvıf, âlim ve şair Molla Câmi'yi de temsil etmektedir{

Medine’de İlk Medeniyetin İnşası ve Mescit Merkezli Hayat

Peygamber Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye hicreti sırasında inşa ettiği ilk mescidin Kuba Mescidi olduğunu hatırlatan Günay, bu mabedin Kur'an-ı Kerim’de "takva üzerine kurulmuş mescit" olarak anıldığını ifade etti. Kuba Mescidi’nin ardından Mescid-i Nebi’nin inşa edildiğini belirten Günay, Hz. Peygamber’in Medine’de mescidi merkeze alarak kapsamlı bir sivil, ticari ve askeri altyapı kurduğunu söyledi:

İslam’ın ilk yatılı yüksekokulu kabul edilen Suffe Mektebi burada kurulmuştur.

Medine Pazarı kurulmuş, su kuyuları açılarak su kanalları tesis edilmiştir.

Şehrin güvenliği için hendekler kazılmış, savunma kuleleri ve gözetleme noktaları oluşturulmuştur.

Hendek Savaşı’ndan sonra İslam tarihindeki ilk organize askeri ve sivil revir niteliğindeki sahra hastanesi (Rufeyde’nin Çadırı) kurulmuş ve ilk Müslüman hemşire Hz. Rufeyde görev yapmıştır.

Selçuklu ve Osmanlı Medeniyetinde Külliye Kültürü ve Konya Örneği

Türk-İslam devletlerinde de mescit ve camilerin merkeze alınarak etrafında mektep, medrese, han ve hamamdan (şifahane) oluşan külliyeler oluşturulduğunu belirten Günay, Konya’nın tarihine ışık tuttu. Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı’nın verilerine göre Konya’nın 1074 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından fethedildiğini ve Alâeddin Tepesi’ndeki Eflatun Kilisesi’nin "kılıç hakkı" olarak "Selçuk Mescidi" yapıldığını aktardı.

Türkiye Selçuklu Devleti’nin "Altın Çağı" kabul edilen 1220-1237 yıllarında Konya’nın durumunu değerlendiren Günay şu noktalara dikkat çekti:

Sultan Alâeddin Keykubad döneminde Konya, Moğol istilasından kaçan dönemin en büyük âlim, mutasavvıf ve sanatkârlarının sığındığı güvenli bir cazibe merkezi olmuştur.

Bahaeddin Veled, Muhyiddin İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî gibi dehalar bu dönemde Konya’ya yerleşmiştir.

İpek Yolu üzerinde yer alan Konya; kervansarayları, hanları ve tüccarlarıyla zengin bir metropol hâline gelmiştir.

Camilerin Sosyal ve Kamusal Fonksiyonları

Selçuklu döneminde cami ve mahalle mescitlerinin çok işlevli kamusal alanlar olduğunu dile getiren İbrahim Günay, bu yapıların üstlendiği rolleri şöyle özetledi:

Moğol tehdidinin yarattığı toplumsal kaygı çağında bireylerin huzur bulduğu manevi sığınaklar olmuştur.

Vaaz ve dersler aracılığıyla bireylere ahlâki karakter ve İslam kimliği kazandırılmıştır.

Kıraat, tefsir, fıkıh derslerinin yanı sıra temel okuma-yazma ve adab-ı muaşeret eğitimleri verilmiştir.

Mescit cemaati, mahallede durumu kötü olan, evlenemeyen veya cenazesi bulunan ailelerin yardımına ilk koşan unsur olmuştur.

Mahallenin asayişi, temizliği ve vergi dağılımı gibi yönetimsel konular mescitlerde konuşulup karara bağlanmıştır.

Devlet ricali ile halkın aynı halı üzerinde omuz omuza saf tutması, sınıflar arası uçurumları törpülemiştir.

Günümüzdeki Durum ve "Güle Oynaya Camiye Gel" Projesi

Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriyet ile birlikte cami ve medreselerin eski fonksiyonlarını yitirdiğini belirten Günay, günümüzde camilerin günde beş vakit ezan okunan mabetler seviyesine gerilediğini ifade etti. Cami cemaatinin azalmasıyla birlikte Konya belediyelerinin il müftülüğüyle ortaklaşa çocuklar için "Güle Oynaya Camiye Gel" gibi bisiklet ödüllü yarışmalar düzenlediğini kaydetti.

Konuşmasının sonunda ailelere ve devlete önemli görevler düştüğünü belirten İbrahim Günay, yanlış anlaşılan "Laiklik" ilkesi üzerinde konsensüs sağlanarak din ve devlet işlerinin yeniden düzenlenmesi gerektiği çağrısında bulundu.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (