Çevrelerine uymak için kendilerini yontanlar, tükenip giderler.
(R.HULL)
Dr. Seyit KARACA

E-Posta:

BİR KOSOVA HİKAYESİ

Bir Kosova Hikayesi


 


Özellikle Balkanların sohbetinin yapılması, zihnimde ecdâdımızın hatıralarını hızlı bir şekilde canlandırır. İstanbul un güvenliğinin Balkanlar da kök salma ile olduğu gerçeğini çok iyi bilen dedelerimiz, fetihlerden hemen sonra hızlı bir inşâ ve ihyâ çalışması ile o ülkelerin çoğunu uzun yıllar idâre edecek medeniyet kurmuşlardır. Öyle ki, bu medeniyet sayesinde Avrupa ya adaleti öğreten dedelerimiz, kendi milletlerine zulmeden birçok Avrupa ülkesi için tercih edilen yönetimler oluşturmuşlardır.


Önceden planlanmış meslekî ve sosyal muhtevalı bir program nedeniyle Kosova ya Prizren şehrine gideceğimiz ilk andan itibaren bunları düşünerek yola çıktık. Uçak seyahatlerinde zaman zaman yaşanan gecikme şanssızlıkları yaşamadan, öğleye doğru çıktığımız Konya dan İstanbul aktarmalı ikindi saatlerinde Kosova nın başkenti Priştinedeydik.Yol arkadaşım daha önce 7 ay kadar Prizren de çalışmış bir hocamızdı. O zamanlarda öyle derin bağlarla dostluklar kurmuş ki; iki günlük seyahatimiz esnasında birçok duygulu sahneye şahit olduk. Bu dostlardan birisi olan esnaf Turan Abi miz havaalanında bizi karşıladı. Emektar arabası ile yaklaşık 1 saatlik bir yolculuktan sonra Prizren şehrinde idik. Yol boyunca arkadaşımla yaptığı sohbetler Trakya lı dostlarımızın şivesini andırır hoş Türkçe si ile yol boyunca güzel bir seyahat idi. Akşam namazına gittiğimiz Seydi Bey Camiinde Konya nın herhangi bir semtindeki kadar cemaat saf oldu. Namazı kıldırma görevini Turan Abi bana verince yapacak bir şey kalmadı. Soğuk havaya rağmen, namaz sonrası sıcak "hoşgeldiniz" kelimeleri bizleri ısıttı. Meşhur köftecide yediğimiz akşam yemeği oldukça doyurucu idi. Sohbet te elbette aynı sıcaklıkta. Yatsı namazına TİKA tarafından restore edilen Sinan Paşa Camiine geldik. Yine dostlar, yine sıcak muhabbet... Ezan okuttular, müezzinlik yaptık. Türkiye de oynanacak olan derbi maçının heyecanı bizim kadar onları da sarmış ki çayhane tıklım tıklım dolu. Sonunda üzgün gençler ile sevinçli ayrılanlar bir arada, sıkıntısız bir şekilde ayrılıyorlar. Demli çaylar kadar koyu bir sohbet başlıyor yine çaylar eşliğinde ve şehrin ortasından geçen çaydan akan suyun sesini dinlerken. Gelen dostlar "maşaallah Türkiye gelmiş buraya" diyerek memnuniyetlerini ifade ediyorlar. Sabah namazında görüşmek üzere ayrılıyoruz.


Sabah namazı Sinan Paşa dayız yine. Namaz sonrası yeni dostlarla görüşüyoruz. Abdürrezzak abi mihmandarlığında Prizren sokaklarını arşınlıyor, geçmişi yâd ediyoruz. Allah selamet versin, ne kadar tevekkül ehli bir müslüman. Emekli, müzik öğretmenliği yapıyor. Üniversiteye derse gidiyor. Yaklaşık 150 Euro maaş ile geçindiğini öğreniyoruz, kendimizle kıyasa utanıyoruz. Börek ile yaptığımız kahvaltı sonrası saat 10:00 da medresede Hacı İlyas Abi ile buluşuyoruz. Salihli den gelen dostlar da orada. Son derece disiplinli, gençlerin gönlünü okşayan bir eğitim düzeninde heyecanla ders gören gençleri görüyoruz, biz de ayrıca mutlu oluyoruz. Kız-erkek 300 civarında öğrencisi olan okulda hafız profesör hocalar ders veriyor, idarecilik yapıyor. İçine sevgi katarak hazırlanmış makarna, peynir ve marmelattan oluşan yemek sonrası Ali Paşa camiine gidiyoruz. Ezanı okumayı teklif ediyorlar, müezzinlik yine bize düşüyor. Namaz sonrası aynı manzara, "Türkiye gelmiş" diye parlayan gözler ve gülen yüzlerle karşılanıyoruz. Şehirde Osmanlı nın yaptırdığı üniversite binalarını gördükten sonra 1455 te Fatih Sultan Muhammed Han tarafından yaptırılan Namazgâh, Halvetî tekkesi ve Saraçhane Camii yeni ziyaret mekanlarımız oluyor. Bazı dostlardan ayrılıp üniversite ve Türk Taburunu ziyarete gidiyoruz. Yine aynı manzaralar. Tabur komutan vekili Gaffar Yarbay ve diğer askerlerimizden taburumuzun Kosova ya geliş hikayesini dinliyoruz. Sevgi gösterileri nedeniyle 3,5 km. lik yolu 5 saatte aldıklarını anlatıyor gururlanıyoruz, üstüne Turan abi rahmetli babasının o tarihlerde ağır hasta olduğunu ama "gidiyoruz ama sizi buralarda bırakmayacağız, yine geleceğiz diyen dedelerinin torunlarının geldiğini" ifade ettiğinde duyduğu sevinci anlatınca bizde film kopuyor. Gözyaşı bezlerimiz rahat durmuyor, hâlâ bekleniyor olduğumuzu bir kez daha anlıyoruz. Ayrıca 2013 yılında Sn.Recep Tayyip Erdoğan ın ziyaretinde yaşananlar hissiyatımızı iyice artırıyor. Taburumuz ilk yıllar sağlıktan imara her şeyle ilgilenmiş. Kışlamızın adı "Sultan Murat" Kışlası, şehit Padişah sanki Prizren sokaklarında dolaşıyor. Komutanlarımıza vedâ edip tekrar şehrin yoğun ziyaret trafiğine dalıyoruz. Göremediğimiz dostlarla hasret gideriyoruz. Akşam namazını Sadullah Paşa Camiinde kıldıktan sonra imam Zaim hocanın evine ziyaret yapıyoruz. Ev halkının samimi ve içten ikramları ve sohbeti ile ağırlanıyoruz. Yatsı namazında Saraçhane Camii sonrasında, İslam Birliği Başkanı arkadaşımızı ziyaret, Hacı İlyas Abi ile kısa çay sohbeti sonrasında ise Turan Abi nin "çiğnemenize hiç gerek yok, omuzunuzu oynatın cup mideye iner" dediği trilaçe tatlısı ikramı sonrasında Esnaf Birliği ni ziyaret ediyoruz. Gece saat 11:00 civarı istirahate otelimize dönebiliyoruz. Sabah namazında Sinan Paşa Camiinde cemaatle vedalaşıyoruz, Priştineye gidecek Hakim Abi miz bizi götürme konusunda ısrar ediyor. Biz de Turan Abiye vedâ edip dönüş yoluna koyuluyoruz. Ayrılmadan önce meydandaki târihî çeşmeden, yeniden gelmek adına bolca su içiyoruz. Yolda yine koyu bir sohbet var. Konu Türkiye-Kosova ilişkileri, Türk lerin oradaki durumu. Üzüldüklerimiz var anlatılanlara, sevindiklerimiz var. Yoğun geçen ziyaret trafiğimizden sonra gecikmesiz geçen uçak yolculuğumuz sonrasında yaklaşık 52 saat sonra tekrar Konya ya dönüyoruz. Ama unutamadığımız cümle "Türkiye geldi" diye takdim edilmek, "dedelerimizin geri dönmek üzere ayrıldığı oralarda, o güzel insanların bizi bekledikleri". Allah onlardan razı olsun.


2015-03-11 Bu Yazı 1996 kez okundu

Son Yazıları

Bir Kosova Hikayesi
Umut Bizim de Ekmeğimiz Oldu
Yorumlar